boşluk ve yalnızlık

Kategoriler ontolojik
dresden codak

rastladığım ilk anda aklıma kazınan bir karikatür oldu bu. hüzünlü gibi duruyor, ama kesinlikle hafif, özgür ve umut verici bir tarafı da var.

geçenlerde arianna huffington’ın konuk olduğu podcast’i dinlerken de kadının söylediği bir şey ruhumda aynı türden bir etki bıraktı. tim ferriss huffington’ın inanılmaz bir networker olduğundan bahsedip yine de kendinden introvert (içedönük) diye bahsetmesine değindi, açıklama istedi. huffington şöyle bir şeyler dedi: hayatımda iyi-kötü her duyguyu hissettim ve yaşadım, ama hiçbir zaman kendimi yalnız hissetmedim, yalnız olmaktan korkmadım. yalnızlıkla şarj oldum. işte bu yüzden bütün sosyal becerilerime rağmen içedönük bir insan olduğumu düşünüyorum.

burada ingilizce’deki alone/lonely ayrımını yaptı mı hatırlamıyorum. (malum, ingilizcede yalnız olmak (en kötü ihtimalle nötr) ve yalnız hissetmek (net negatif) arasında duygusal bir ayrım yapıyorlar.) ama ben bu cevabın karşılığını adeta hücrelerimde duydum: yalnızlığı sevmek, yalnız olmaktan korkmamak, hatta yalnızlığı birçok insana değişmemek. hepimizin özel güçleri olduğuna inanıyorum. o an farkettim ki benim özel güç paketimde yalnızlığın yeri büyük. belki de bu yüzden röp’ü dinlerken kadına içten içe, binlerce kilometre uzaktan sarıldım. yukarıdaki karikatürü de sanırım bu yüzden böylesine yakın buldum.

yalnızlıkseverliği mükemmel bir özellik gibi algılıyorum sanılmasın. sosyal kelebek dönemlerimin bütün getirileri bir yana, devreye girdiğinde son derece sevimsiz olabilen vurdumduymazlık, mesafe koymacılık, hatta borderline yok saymacılık özelliklerimi de muhtemelen bu yalnızlık aşkıyla, kayıpsızlık duygusuyla besliyorum. dostlarına düşkün olduğunu iddia etmek, ama sınırlarını aşan insanları gözünü kırpmadan silebilmek, bir de pişkin pişkin ”gezegende 7 milyar insan var yiee, yenisini bulurum” demek neyin kafasıdır japonkedi? bu ne çiğlik, nasıl bir odunluk. demem o ki süper güçlerimiz bile karikatürdeki boşluk gibi. pozitifi olduğu kadar negatifi de mümkün. mesele belki de eldeki malzemeyi görmeyi, kabul etmeyi ve onunla yaşamayı başarmaktır. tara brach’ın radical acceptance adlı (lafı çok uzatmış ve iç şişiren, ama doğru yerlere temas eden) kitabının da etkisindeyim şu günlerde.

buddha’lıkta gözüm yok. brach’ın radikal kabullenmeyi ve başka birtakım süper güçlerini keşfetmeden önce, bir sevgi topağına dönüşme yolunda kendini paralamalarıyla empati dahi kuramadım. belli ki nirvana ile aramda okyanuslar var. ama onun bütün bu debelenmelerini okurken, ruhumda başka türden bir mutluluk hissettim: neyse ki varmaya çalıştığım özel bir yer de yok. allahıma şükürler olsun, işte bunu hemen radikal bir şekilde kabul ettim gitti!

sizin yanarlı dönerli süper güçleriniz hangileri?

boşluk ve yalnızlık” için 11 yorum

  1. İçe dönüklüğün benim için de bir süper güç olduğunu düşünüyorum 🙂 Huffington harika bir şekilde tanımlamış hislerini. Bu arada, sen kesin duymuşsundur ama, Myers-Briggs kişilik testi var, 16 kategoriye ayırıyor insanları. Bu testin en sevdiğim yanı, sana kişiliğini göstermenin yanında, bu kişilik özelliklerini nasıl en iyi şekilde kullanabileceğini de gösteriyor. Benimki mesela, INFP (introvert, intuitive, feeling, perceiving). Şansa bak ki Koray da bunların tam tersi, ESTJ (extroverted, sensing, thinking, judging). İkimiz için de bu özelliklerimiz birer süper güç olmalı, birbirimizi tamamlıyoruz bir yandan da.

    1. pelin, o testi yapmıştım ama üzerinden epey zaman geçti, ne çıkmıştım hatırlamıyorum bile. sen bahsedince yeniden yapasım geldi şimdi – keşke o kadar uzun olmasa.
      yalnız sizin test sonuçlarının birbirini bu kadar tamamlaması ne güzel bir tesadüf! belki de tesadüflerin olmadığının göstergesi. zıtların çekimi olmuş. ama iş sadece çekimle de kalmamış, belli ki hakkaten birbirinizi iyi dengeliyorsunuz =)

  2. Hangi birini yazayim Sensei?! Ozel guclerim cok 🙂
    Hatta gelecek hafta birkac tane daha kesfetmis olarak donecegim.
    Hayvanlarla konusuyorum. Onceleri sadece kopeklerdi. Gecen hafta arilarla da konusmaya basladim.
    Bitkiler hepimizle konusuyor. Bunu herkes bilir ama onemsemez.
    Tanri ile konusuyorum son zamanlarda daha yogun.
    Tanri’nin ozel cocuklarindan biriyim. Ayrica sana bir mesaji var. Diyor ki, “I’m especially fond of her”.
    Bir ara The Shack filmini seyretmeni oneririm. Online mevcut. Kitabi da var ve daha ayrintili.
    Eldeki malzemeyi gormek ve benimsemek icin Tanri ile mesafeyi azaltmak onemli bir adim.
    Seninle yeni basliyoruz.
    Baska seyler de var ozel guclerim arasinda. Belki yazmistim, belki yazmamistim. Ama o gucler sende de var.
    To thine own self be true!

    Yalnizlikla ilgili cozumlemelerimi yaptim. Inan bana 1-6 yas arasi yasadigin birseyden kaynaklaniyordur.
    Bulup, yuzlestiginde puff!

    1. burda birkaç sabahlamalı sohbetlik malzeme var cancağzım =)

      filmi mutlaka izleyip raporumu vericem sana.
      diğer bütün konular için bence artık görüşmemiz şart!
      seninle seanslara koşasım var – bu notu da tarihe düşeyim, deneyimler her nerdeyse bana doğru yola çıksın.

      süper güçlerim yalnızlıkla barışıklık ve ondan güç alma, küllerimden tekrar tekrar doğabilme, bırakmaktan korkmama ve zihinsel esneklik/yaratıcılık gibi geliyor. şimdi ilk aklıma gelenler bunlar oldu. ayrıca provokasyon da bizim işimiz 😉

      kendimi bitkiler ve hayvanlar üzerinde hiç test etmedim. ama bitkilere düzenli şekilde ilgi duyamıyorum. hep dönemsel.
      hayvanlar? köpeğim var biliyorsun. tee 2007 yılında kendime yazdığım mektupta 2017 yılındayken çoktan köpek sahibi olacağımı yazmışım – bu nasıl bir emin olma hali?! köpeğe hep konuşuyorum, açıklamalar yapıyorum ama henüz telepatik bir durum gelişmedi. belki ilerde.

      tanrı’ya benden selam söyle! ben de kendisine boş değilim 😉

      1. Su Anka Kusu meselesi benim hayatimda dev yer tutuyor. Bu Bodrum calismalarinda her hikayem ona donuyor. Ben de birkac kere yeniden hayat kurdum, sifirdan. Ama hayatimdaki manasi epey derinmis.
        Rite’i dun kardesime yaptim. Bugun arkadasima yapacagim. Sayi siniri yok. Memlekete donende haber et.

  3. çok hoş bir soru doğrusu. süper güçlerim, süper güçlerim, hanimiş benim süper güçlerim… hiç süper gücümün olmaması beni süper güçlü yapar mı? orhan veli’nin dalgacı mahmut’u olsaydım keşke.
    yalnızlık bir buluşmadır, kendinle buluşursun, soyunup. ay pek şairane oldu. benim de insana tahammülüm sınırlı. insanlar gelsinler, başım gözüm üstüne ama lütfen daha çok gitsinler. arkalarından su da dökerim, gelmelerini de beklerim, yeter ki sık sık gitsinler. keyifli bir yazı olmuş. teşekkürler.

    1. ah ebru şu ‘sık sık gitsinler’ kısmıyla beni inanılmaz yakaladın! yanına imzamı atıyorum.

      süper güçlerin olmaz olur mu hiç! kesin vardır. biraz daha düşün, hatta üzerine yatıp uyu biraz. mutlaka bulursun.

  4. Egotum,

    Yazının başlığı boşluk… olunca bir yoga öğrencisi olarak ister istemez hemen okuma isteği duydum. Yoga’ da boşluk elementi (akash-emptiness) aynı senin karikatüründe olduğu gibi =) insanın (mikrokozmos) ve tüm evrenin (makrokozmos) içinde bulunduğunu söyler. Daha doğrusu onları var eden ilk element olarak geçer. Bana göre bu yoga’nın ilgilendiği en soyut ve muhteşem konulardan biridir. Bir türlü anlamlandıramazsın diğer herşey gibi =) Ama yazınla bağlantılı bir noktaya gelmek istedim tüm bunları yazarken. Senin söylediğin yalnızlığınla kalmayı sevmek artık çoğumuz için maalesef mümkün değil. Yalnızlıktan çok boşlukla hiçbir şey ”yapmadan” öylece var olabilmek günümüz modern ve batılı insanı için neredeyse imkansız gibi. Her anımızı tıka basa bir şeyler ile doldurmak zorundaymışçasına hangimiz yaşamadık, hangimiz yaşamıyoruz ? Sanırım bu senin de yazın aracılığınla uzun uzadıya, kendi üzerimizde düşünmemiz gereken bir konu. Boşlukla öylece kalabilmek…

    Dicle

    1. dicotum, konuya yoga açısından yaklaşıp kafamda başka pencereler açtığın için sağolasın. boşluğun ilk element olması ne kadar anlamlı. olduğumuz veya sahip olduğumuz için övündüğümüz ne varsa hepsinin değerini yeniden sorgulatıyor. imkansızlaştıkça güzelleşen boşluk ve yalnızlıklarımıza daha sıkı sarılmak için bir neden daha.

  5. Bu yalnızlığı sevme durumu bende biraz yaşla gelişti.
    Myers-Briggs testine ESTP çıkmış ve zamanının sosyal kelebeği bir insan olarak yaş aldıkça yalnızlığımı daha bir sever ve kendi kusurlarımı daha bir kabul eder oldum. Yalnızlık beni de Arianna gibi şarj etmeye başladı gibi hissediyorum.

    Bir şeyler üzerine düşünmek ya da senin bloğun gibi bir şeyler okumak bende birileriyle beraber olmaktan daha fazla beraberlik/bütünlük hissettiriyor. Sanki daha fazla bir bütünün parçasıymışım gibi…

    Hala arkadaşlarımla görüştüğümde mutlu oluyorum ama o arkadaşların sayısı 3’e 5’e düştü. Onlar da yanlarındayken rahatça susabildiğim kişiler. Sadece konuşmuş olmak için konuşmadım, gerçekten istediğimde ve ilgilendiğim konularda konuştuğum kişiler.

    Bir medya ajansında müşteri ilişkilerinde çalışıp bütün gün toplantılarda konuşan biri olarak kişiliğimdeki tüm Extrovert’in iş tarafından çekiliyor sanırım. Yalnızlıkla kendimi şarj ediyorum resmen. Tekrar ben oluyorum

    1. sevgili nihan, 3. paragrafın meseleyi ne kadar güzel özetlemiş ve o dostluklar nasıl da değerli… bu 3-5 kişiye rastladığımız için son derece şanslı olduğumuzu düşünüyorum. sanırım yaş ilerledikçe nicelik değil nitelik önem kazanıyor. kalabalık değil yalnızlık daha kıymetli oluyor.

      ortamları az-çok bildiğimden medya ajansında bolca sabır diliyorum sana. belki bir noktada başka bir kariyer yoluna geçiş yaparsın. buralara da her zaman beklerim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir