kaybedenler ve bulanlar

Kategoriler ontolojik

aslında “kaybedenler kulübü” diye bir programdan hiç haberim yoktu. hani belki ucundan kıyısından duymuşumdur da dinlemediğim kesin. aslında filme gidesim de yoktu. pazar kahvaltısında sedat’ın bir arkadaşı pek methedince gitmeye karar verdik. anti-kahramanlarımızın radyodaki halleri samimiydi ama aşk hikayesi yavan kaçmış. edirne’nin gülü çakma çıkıntı zeynep karakteri her şeyiyle tam sopalık.

zamanında kaybedenler kulübü’nü bilseydim müptelası olur muydum diye düşündüm bi parça. insan bazen 10 sene önceki haline inanamıyor ya belki de olurdum. kimse beni anlamıyor sendromundan, kendine acıma kotasından, yalnızlar sınıfı ek kontenjanından ben de şu anda bana çok anlamsız gelen bütün o muhabbetlere kaptırır giderdim belki. ama şu yaşımda yalnızlık denince aklıma hiç de kötü şeyler gelmiyor, gelemiyor. bana göre yalnızlık özgürlüğün hem sebebi hem sonucu. şimdi ve burada kendi olmanın, ne olursa olsun kendinden razı olmanın bir getirisi, tadına vardıkça değeri artan kıymetlisi.

kaybedenler kulübü bütün nihilistliğiyle doğal, samimi. çok da tadında bırakmışlar. ama hayata inanmayınca samimiyetin ne anlamı var? ölümden ve yalnızlıktan korkmayanlar için bütün sadeliğiyle ziya osman saba’dan gelsin. siz de bütün önyargılarınızı burada bırakıp okuyun.

RABBİM, NİHAYET SANA 

Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz…
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz…

Ben artık korkmuyorum, her şeyde bir hikmet var
Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar.
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,

Birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz.
Gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,
En güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir