bir günde neler olabiliyor?

Kategoriler Genel

aslında bugün (bu yazıyı yazarken 12 eylül’dü) henüz bitmedi bile ama ben dünyalar kadar şey yaptım gibi hissediyorum. üstüne gül’ün şu yazısına denk gelince hemen ilhamlardan bir demek yaptırıp buraya koştum. ben bugün neler yaptım:

* sabah 9 gibi uyanıp ilayda’nın dün gece bıraktığı vatsap sesli mesajını dinledim ve güne gülümseyerek başladım.

* aycan geldi, çarşamba bizde temizlik günü. onunla mutfakta azıcık sohbet edebildim ve hızlıca hazırlanıp çıktım.

* 11’de kanyon’da beste ile buluştum. birlikte kahvelerimizi içtik ve toplantı öncesi yine onlarca şeyden konuştuk. bana işimle ilgili harika bir fikir verdi, zihnimi açtı.

* zeynep de bize katıldı, 1’de toplantımıza gittik. stk’larda gönüllü proje yapma fikirlerimizle ilgili, konunun uzmanı bir tanıdıkla görüştük. mentorluk işi aklımıza feci yattı. toplantıdan pür neşe, pür enerji çıktık.

* esentepe’den levent’e yürüdük, metrocity’de ayrıldık. ben migros’a gidip evin birkaç eksiğini aldım. metroyla eve döndüm.

* iris’in gezme saatiydi. market torbalarını bıraktım, ayakkabılarımı dahi çıkarmadan ona tasmayı takıp yine dışarı yollandım. koruda 15 dakka yürüdük.

* dönüşte mutfağa girdim, müziği açtım, aycan’la bana öğle yemeği hazırladım: fırında soya soslu kremalı tavuk ve beşamel soslu ıspanak. yemekten sonra epeyce sohbet ettik.

* doğumgününü kutlamak için çok sevdiğim ilkokul arkadaşım evren’i aradım. new york’a canlı bağlandım, lab’de böbrek yetmezliğiyle ilgili çalışmaları kapsamında mikroskop başındaydı – ben de burda çok matah işler yapmış hissediyorum kendimi. vatsap sağolsun, 45 dakika konuştuk.

* bu harika konuşmanın üstüne aycan’dan hiç de harika olmayan bir haber aldım: banyo lavabosunun altındaki borulardan buharlar çıkıyor ve su fışkırıyordu. hemen hz. google’a danıştım. bu arada banyonun lambasında da sorun vardı zaten, çalışmıyordu. elim değmişken elektrikçi de buldum, çağırdım.

* tam bu sırada üni’deki asistan kızdan mesaj geldi. syllabus nerde ege hocam diye yazmış. haftaya dersler başlıyor, ben daha syllabus’ı yollayamamışım. yarın yolluyorum yazdım. bu ay bir tembellik abidesiyim resmen. bunu fark ettim. bi de tabi bu gecenin uzun olacağını.

* ustalar için para çekmek üzere çarşıya gittim. dönüşte aslı’yı aradım. bana güzel haberler vermişti, detayları konuştuk.

* bu arada ustalara ayrı ayrı konum attım. tesisatçı istedi, acıklı haldeki boruların fotosunu çekip yolladım. 21. yüzyıl usta profilleri ve usta-müşteri ilişkileri hakkında düşündüm.

* aycan evi mis gibi yapıp gitti, üstüne önce tesisatçı geldi. boru patlamış dedi. bu arada hava da kararmıştı tabi. elinde fener, boruları ve bağlantıları değiştirmeye girişti.

* işin yarısında nihayet elektrikçi teşrif etti. sistemde komple sıkıntı var, lambanın yenisini takmak lazım dedi. tabi saat olmuş akşamın 9’u. tesisatçı şimdilik bi şeyler tak da işimi bitirebileyim dedi. ben de onay verdim.

* elektrikçi ucubik bi şey taktı. en azından ışık oldu. yarın 12’de gelirim, istediğiniz gibi bir lamba bulup değiştiririm dedi, gitti.

* sonra tesisatçının da işi bitti. daha 3 saat önce temizlenmiş olan banyoyu tüp patlamış gibi bırakıp gitti. ben tabi 2. tur temizliğe giriştim. bu arada ceptobank yapsın diye sedat’a tesisatçının vatsap numarasını attım. zira çektiğim para yetmedi.

* aycan’ın makinaya attığı son posta çamaşırları astım. ütülenmiş giysileri dolaba yerleştirdim. yarın için program yapmak üzere aras’la mesajlaştım. babamın öğlen yolladığı mesajlara cevap yazdım.

* saat 22:30’da ekmek kızarttım, tereyağı ve yeşil zeytinle uyduruk bir akşam kahvaltısı ettim. bu arada ilayda’nın yolladığı yeni ses kayıtlarını dinledim. cevaben, şahane şekilde gelişmekte olan günümü kendisine raporladım.

* syllabus’a elim o kadar varamadı ki blog’da neler oluyor diye bakmaya oturdum. eşin dostun blog’undaki son yazıları okudum. gül’ün yazısını okuyunca da hemen bu yazıyı yazmaya giriştim.

* özetle saat şu an 00:01 ama ben daha syllabus’a başlamadım bile. birazdan başlayıp 2 saate bitiririm diye umuyorum.

bu da böyle bir gündü işte.

bir günde neler olabiliyor?” için 6 yorum

  1. Böyle okuyunca “vay be! bir güne neler sığıyormuş yahu!” dedim… Sonra kendi günümü, hatta günlerimi düşündüm… Böyle bakınca, zaman ziyadesiyle esnek bir şey aslında. Doldurdukça doluyor, boş kaldıkça sünüyor. “Your time is your choice” diye bir cümle okumuş ve sevmiştim, hakikaten öyle galiba… Kısacası yazınız bayağı kafamı açtı! 🙂 teşekkür ederim:)

    1. neyse ki her günüm böyle geçmiyor merve! yoksa yanmışım. tam da gül’ün yazısını okuduğum günün bu kadar tempolu geçmesi dikkatimi çektiği için detaylıca yazmak istedim. bazı günler mutfak, salon ve yatak arasında geçip gidiyor yoksa. ben de ‘zaman geçmiyor, biz zamanın içinden geçiyoruz’ sözünü severim. ölümlülüğümüzü hatırlamak her derdin ilacı galiba.

  2. Ben de, STK’larda gönüllülük üzerine sosyal hizmet disiplini temelinde tez yazıyoorum. Aklınızda olsun. Bilgi alışverişi vs. açısından.
    Sosyal çalışma çerçevesinde ben de projeler yapmak istiyorum ama daha o kısmı kafamda oturtamadım.
    Sevgiler,

    1. gül sorma yaa, bu satırları yazarken de çatıda ustalar var, yıpranan yerleri onarıyorlar. usta mesaim bitemedi!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir