bilimli kurgular, medyalı sanatlar

Kategoriler ontolojik

bilim-kurguya sıfır ilgim var ve bu yazıyı insanların bilim kurguyu hiç de ilginç bulmama hakkını savunmak için yazıyorum. pek çok insanın ölüp bittiği star wars‘dan tek bir bölüm seyretmedim. yüzüklerin efendisi’ni de eğlencesine, teknolojisine seyrettim – zaten filmin bilgisayarla yapılmayan kaç sahnesi vardı ki? kimileri star wars üzerinden nerdeyse hayatın anlamına varabiliyor, bense dizisinden bir kuple izlediğimde dahi en fazla 12 yaşa hitap edebilecek düzeyde birtakım klişe muhabbetler ve bolca aksiyondan başka bir şey göremiyorum.

belki yaşla ilgilidir. küçük yaşta izleyince daha derin izler bırakıyor insanda bazı filmler, kitaplar. dün bana bi heves contact izlettirdi memo. meşhur bir film diye seyrettiysem de ne iç dünyama ne de bilinç düzeyime bir katkısı olmadı açıkçası. ama öncesinde yine zemeckis‘ten cast away‘i seyrettik mesela, yıllar sonra ikinci kez. ve yine çok etkilendim. bakınız, hiç öyle fezaya çıkmaya gerek yok, son derece gerçek bir adaya düşmekle bile modern insanın yaşayacağı çok macera, çok hesaplaşma var.

belki empatiyle ilgilidir. bilim-kurgu filmlerindeki bütün o yabancılık hissi merak uyandıracağına soğutuyor beni. hiç havaya giremiyorum. sanırım beynim sadece kendisi için de geçerli olabilecek şartlardaki kurgu alternatiflerine açık. hani yarın jodie foster’la el ele kapsüle konmak gibi bir durumum olmadığına göre, eğer çok dahiyani bir şeyler olup bitmiyorsa hemen kopuyorum. ertesi gün aklımda hiçbir iz kalmıyor bu filmlerden. eh işte dediğim istisnalar gattaca ve code 46. bu janrın en eli yüzü düzgün örnekleri bence bu filmlerdi. teknolojik ve fütüristik saplantılar bir yana bir nebze insaniyet de barındırıyorlardı.

belki de arayışlarımızla ilgilidir. bilim kurgu diyarında aradığımız bir şey yoksa orda bulacağımız bir şey de yok. burdan hemen haftanın kültürel aktivitesine atlayalım: pazar günü pera müzesi’ndeki japon medya sanatları sergisine gittik. allahım bir sergi bu kadar mı uyduruk olur! japonlar naapıyor? bütün hayatları bazı tuşlara basarak geçiyor sanırım. sonsuz bir eğlence takıntısı. alıp insan gibi bir müzik aleti çalmak yok, keman, piyano, akordeon yalan. onun yerine bunların oyuncak kılıklı pseudo‘larını yapmışlar (çakma demek yerine entellektüel bir tabir kullanayım dedim), ki hiçbiri de bi boka benzemiyor afedersiniz. bir kısmını çin’de rahat rahat 3 kuruşa yaparlar, bebeler oynasın diye. diğer bir kısmı da zihni sinir icatlarıyla yarışır. işin fenası, çoğu yarışmalarda ödül almış chosen eserlerdi, varın seçilmeyenleri siz düşünün yani.

fazla medeniyet, fazla refah insanı bozuyor mudur nedir, çözemedim. herkes yapsın yaratıcı medya sanatını, kimsenin eserine engel olacak halim yok. ama bu kadar da “ben yaptım oldu” basıyor bana, japon medya yaratıklarının en cicoş örneği pikaçu misali al yanaklarımla topik topik kaçmak istiyorum.

bilimli kurgular, medyalı sanatlar” için 3 yorum

  1. mary ve max derim.. izle çok güzel son zamanlarda izledigim en bir şahane film..
    star wars olayına tamamen katılıyorum. anlam veremiyorum, sevmiyorum, yetmişli yıllarda amerikada yaşasam severdim herhalde ama 2000 lerde türkiyede sevemiyorum malesef.

  2. ben de hiç sevmem, hatta yazının başlığının görünce okumadan bi alttakine geçecektim hemen 🙂
    çok denedim yüzüklerin efendisini bir kere bile tamamını izleyemedim 🙁
    cast away'i merak ettim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir