bbg – 19. hafta raporu

Kategoriler terli terli

3 workout’un 2’sini yapabildiğim bir haftadan daha sevgiler. planlarımı yaptıydım ama tutmadı. araya 1 de iş girince fullbody yalan oldu. ama anamı ağlatan legs, arms&abs tamamlandı. buna da şükür.

son dönemde bilgilerim ve inançlarımla ilgili düşünüyorum. bugüne kadar spor ve beslenme hakkında okuduklarımın ne kadarına körü körüne inandım, ne kadarını gerçekten test ettim ve onayladım, ne kadarı içime gereksiz korku ve endişe tohumları ekti. birimiz koca pizzayı götürse bile 100 gram almazken diğerimiz su içse yarıyorsa, olay, yiyeceğin kendisinden ziyade bizim kafa yapımızla, inançlarımızla ilgili gibi geliyor bana. herhangi bir şeyin sağlıklı olduğuna inanmakta belki o kadar da büyük bir sıkıntı yok ama, sağlıklı olmadığına inanmaya başladığımız anda içsel yargıç cüppesini giyip makamına çörekleniyor. başlıyor suçlamaya, korkutmaya, ceza yazmaya…

hemen kendimden örnek vereyim, 30 yaşıma kadar 48 kiloydum filan diyorum ya, hakkaten 30 yaşımdan sonra ne oldu yani? bütün gün evde oturup kahvaltılarda kuzu kapama, öğle yemeklerinde 3 tabak mantı, akşamları da 1 tepsi baklava mı yemeye başladım?! şimdi ”ama 30 yaşından sonra metabolizma yavaşlıyor bikbikbik” diyenler olacaktır. nerden biliyoruz arkadaşlar? hakkaten nerden biliyoruz? kanıt gösterin! harvard medical journal’dan alıntı yapacak kadar sitemimi ciddiye alacaklara da sorular hazırladım: double blind diye bir tabir var bilimde, haberdar mısınız? zira artık tüm bilim dünyası kabul etti ki, bir bilim insanı grubu bir bilimsel çalışmadan belli bir sonuç beklediği vakit, o sonucu tam gönlüne göre paşa paşa alıyor canlar. yani: beklentilerimiz sonucu %100 etkiliyor. bu nedenle aynı bilimsel çalışma aynı derecede hevesli olmayan bir ekip tarafından, konuyu, beklentiyi hiç söylemeden yeniden yapılıyor ki sonuç güvenilir mi değil mi ortaya çıksın.

dolayısıyla diyet, spor ve beslenme konusunda doğru olduğuna inandığımız her şey için, internette veya en saygın bilimsel yayınlarda sayfalarca destek bulabiliriz. tıpkı tam tersi görüşler için de bulabileceğimiz gibi.

beni buralara getiren şey, ilginç bir şekilde, instagram’dan takip etmeye başladığım ketocular oldu. onca çaba, yemek hazırlığı, bakın ben en doğrusunu, en sağlıklısını yapıyorum gönderileri. sen de ketocu değil miydin diye sorabilirsiniz ve cevabım evet olur. zaten burayı takip edenlerin bildiği bir konu bu. in keto I trust. fakat insanoğlu değişmek için var. böyle düşünmüyorsanız bu blog’da işiniz ne zaten. 10 sene, 5 sene, 1 gün önceki kendini haklı çıkarmak için yaşayan ve yazan yüzlerce insan yok mu? burda bir değişiklik yapıyoruz cümleten. dün doğru dediğimize bugün eleştirel bir gözle bakabilme hakkımızı saklı tutuyoruz. dün sevdiğimizi bugün sevmeme, dün yaptığımızı bugün yapmama haklarımızı da. mesele zaten doğrunun ve yanlışın, iyinin ve kötünün ötesinde bir şeyler keşfetmek değil mi? ruhumuza iyi gelen, bizi dengeleyen, korkularımızı değil heyecanımızı besleyen.

rutin bbg raporundan nerelere geldim. neyse, siz beni anladınız. inançlarımız kaderimizi belirliyor. her konuda olduğu gibi spor ve beslenme konusunda da. dolayısıyla bir şeylerden korkmaya, bir şeyleri kötülemeye başlamadan önce 2 kere düşünelim derim. taze ve doğal şeyler yemek sanırım hepimize iyi geliyordur. hareket etmek ve tüm bedenimizi saran kasların işlevlerini yerine getirmelerine izin vermek de öyle. ama bunların tersi senaryoların ille de kötü olduğuna inanmak: asıl derdimiz bu işte. kendimizi bilgiye kaptırmaktan hayatın akışına bırakamıyoruz. bilgi çağı bilgi çağı dedik, al, götümüze kaçtı!

bbg – 19. hafta raporu” için 12 yorum

  1. Bu bana biraz mantık dersini hatırlattı. Her şeyin değili mantıklı değildir durumunu yani. Size çok hak veriyorum. Neredeyse bir yıldır bu “sağlıklı yaşamak için yapmam gerekenler” kafasından çıkmaya çalışıyorum. Hayatımı zora sokmadan ve akış içinde kendimi mutlu etmeye çalışarak. Tam olarak gerçekleşti diyemem ama bu yazı tereddütlerimi sildi. Elleirnize sağlık!

    1. hah, tebrik ediyorum, bahsettiğim tam da o gerekenler listesi kafasından çıkmak! girerken onca okuduk ettik, ben çıkmak için çareyi bu türden bilgiler edindiğim tüm platformlardan unsubscribe olmakta görüyorum başlangıç olarak. quora, çeşitli blog’lar, newsletter’lar filan. daha fazla bilgi, superfood listesi, yasaklılar ve zarar-ziyan tablosu görmek istemiyorum. bu da bir sektör sonuçta, ve benim şahsen çıkasım var artık. ne mutlu ki yalnız değilmişim =)

  2. Sevgili Egotum

    Bu yazı ister istemez benim yine yoga ile bağlantılanmamı sağladı. Tam da bugün yazdığım bir emailde şöyle demiştim ”kendi keşfim büyüktür herşey”.

    Bilimsel gerçekler ve batı dünyasının entellektüel, sürekli soru soran ve bilgi arayışında olan zihinlerine tekrar tekrar teşekkürler ama bedeninde ve zihninde kendi yaptığın keşifler kadar hayranlık uyandırıcı hiçbir şey olamaz fikrimce. Ben bunu tabii ki yoga asanaları ile meditatif bir alana kişi nasıl geçer üzerine düşünürken kendime söylüyordum tam da bugün ama bu aslında içinde bizim yer aldığımız herşey için düşünülebilir.

    Yani demem o ki bilimsel olarak ve batının bilgi birikimi ile kendimize kattığımız çok şey bulunmak ile beraber bedeninde ve zihninde kendi araştırmalarını yapman ve nelerin kendine iyi gelip gelmediğini keşfetmen sanırım asıl heyecan verici olan ve asıl senin için gerçek bilgi olacak olan şey. Çünkü o zaman duyduğunu, okuduğunu bilmeyeceksin kendin deneyimleyip keşfedeceksin.

    Not: 31 yaşındayım ve hayatımın hiç bir döneminde olmadığım kadar fit, kaslı, esnek, güçlü ve sağlıklıyım.

    1. dicotum, keşif konusunda yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum. zaten sen beni epeydir tanıyorsun, ne yaparsam yapayım deneme/keşif/du bakalım ne olacak kafasıyla yaptığımı da biliyorsun. uzun vadede ne çok hırslı ne de acıya rağmen ultra-mücadeleci bir insanım. ama sanırım burda demek istediğim şey ‘sana söyleneni kendin test et’ten bir adım daha ilerisi. ‘sana söyleneni kabul etmeden önce 2 kere düşün’ gibi bir şey. veya ‘ne oldu da bu söylenene inandın, seni hangi zaafından yakaladı?’ gibi. zira ortada bir inanç ve beklenti varsa, gerçek peşinden geliyor. keto’nun hala dümdüz bir karna giden en basit yöntem olduğunu düşünüyorum. yarın başlasam 1 aya 48 kiloya geri ışınlanırım muhtemelen. ama keto yapmamanın benim için bir zihinsel bir handikap veya suçluluk vesilesi de olmaması lazım. hayattaki yegane amacı 48 kilo olmak olamayacak kadar çok çeşitli heveslerim ve ilgi alanlarım var!

      fıstığımsın =)

  3. Yine muhteşem bir yazı, çok doğru, “herşey beyinde” diyorum biraz klişe olacak ama:)) örneğin şu çalışma çok ilginç (dönüşe blinde değildir inşallah:) yapılan araştırmalar egzersiz yaptığını gözünde canlandıran kişilerin egzersiz yapanlara yakın (tam hatırlamıyorum, belki de onlar kadar) kalori harcadığını göstermiş…

    1. yok yok haklısın eren, bu konuda bu en klişe laf en gerçek tespit. verdiğin örnek de çok ilginç. kafayı neye kurarsak onu yaşıyoruz. aslında ne konuda yanlış mesajları sahiplendiğimizi görmek için şu anki hayatımıza daha yakından bakmak yeterli. sıkıntı nerde? para mı yetmiyor, sevgili mi patates, iş mi darlıyor? hayatımızın bugünkü resmi, kendimizi hangi konuda ne kadarına layık gördüğümüzü şıp diye ortaya koyuyor. inancın gücü işte.

      birazdan fonda sordum sarı çiçeğe çalmaya başlayacak daha devam edersek :p

  4. Tam da “ulan ben eskiden ne yapıyordum da kilo almıyordum?” diye kendimi sorguladığım günlere denk geldi bu post. Sanırım herkes bir ara 48 kiloydu. Ve aslında önemli olan kilo değildi: sağlıktı,huzurdu,mutluluktu. Yaş aldık. Tamam. Düşünceler olgunlaştı. Tamam. Eskiden dayanabildiğim birçok şeyi (geç yatmak, sabahlamak, her şeye yetişmeye çalışmak…) zaten canım istemiyor. E o zaman bu beden de değişecek demek ki. 58 kilo olup sağlıklı, huzurlu ve mutlu olmayı bilecek beynim de bi zahmet. Hem belli bir yaştan sonra o kadar zayıf da güzel durmuyor :p
    Çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi”38 de bi bedendir” 🙂
    Sevgiler

    1. evet, hepimiz bir dönem 48 kiloyduk =) en önemlisi de o kilonun bizim tarafımızdan sadece bir sayı olarak algılanmasıydı. bir endişe kaynağı olarak değil. dediğin gibi hayatımız değişti, aynı kalmamız imkansızdı. her ne kilo ve durumdaysak onu da sadece bir sayı olarak algılamayı öğrenmemiz hayrımıza olacak gibi. (arkadaşın çok haklı!) fazlasına takılmadan, sevdiğimiz nimetlerden soğumadan, kendimize yasaklar koymadan.

  5. Iste bu yuzden yoktum.
    Ben de inanclarimi sorguladigim bir donemden gectim. Guclendim geldim. Sana laflar hazirladim, mailliycem. <3

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir