bağırmayan anne olmak

Kategoriler ontolojik

geçenlerde joe ile konuşurken geçti bu kavram. şimdiki annelerin en büyük heveslerinden biri buymuş. milyonuncu kez annelikle ilgili yazıyorum ve fakat bildiğiniz gibi anne manne değilim. bu sebeple, başlarım senin vereceğin pedagojik içgörüye diyenleri hemen başka yazılara, hatta blog dışına alalım. bi bardak soğuk su verelim. konu kapansın. kalmak isteyenlere birkaç zıt fikir sunacağım müsaadenizle.

uyumayan, yemeyen, zıçmayan, üzülmeyen, sevinmeyen (bu minvalde çoğaltınız) bir anne olmak ne kadar mümkün (ve doğal, ve gerekli) ise, bağırmayan anne olmak da o kadar mümkün (ve doğal, ve gerekli) değil mi? nasıl ki 24 saat uyuyan, yiyen, zıçan, üzülen veya sevinen bir insan olmak sürdürülebilir değilse, nasıl ki her şeyin bir vakti, doğal süreci varsa, sinirlendiğimiz zaman bunu dışa vurmamızın da bir hikmeti var. zira her insan evladının bir sabrı, o sabrın da sınırları var. ve o sınır aşıldığı zaman insan bağırabilir de. evet, çok şahane bir durum değildir bu. ama olabilir. olacaktır. doğaldır. evlatlarımızın bu en temel insani gerçeği yol yakınken, kendi güvenilir aile ortamında öğrenmesinde ne gibi tehlikeler mevcut? lütfen açıklayınız. bana değil, kendinize.

hayır bal peteğim, olmaz minik güvercinlerin bitanesi, öyle yapmıyoruz aşkitom, rica etsem lütfen kendine gelir ve tepinmez misin berkecan, şu an kalbim çok kırıldığı için seninle konuşamayacağım ve içime ağlayacağım aleynasu’larla bu yavrucakların minnoş psikolojilerini korumuş mu oluyoruz? ben size gerçek hayattaki durumu anlatayım: berkecan ve aleynasu iş hayatına atılıp da bir hata yaptıkları vakit, kendilerine son derece doğal bir şekilde ”yalnız bu iş böyle olmamış, yeniden dene” dendiğinde 1000 küçük emrah gücünde mutsuz oluyor. bakın ortada onlara bağrılan bir durum dahi yokken üstelik. niye? çünkü o güne dek hatalarının (hadi sizin için yumuşatıyorum, davranışlarının) sonuçlarıyla yüzleşip mutsuz olmaları, bu mutsuzlukla baş etmeleri ve bu süreçten -bittabi- sağ çıkmaları gerekmemiş pek.

burdan yola çıkarak, her dakka zarıl zarıl bağıran analara hasretiz demek istemiyorum elbette. ama yarın öbür gün evlatlarımız başka insanlarla da ilişkiler kuracak (hadi inş), kaçınılmaz olarak sorunlar yaşayacak, birilerinin sabrını taşıracak ve birileri onların sabrını taşıracak. o zaman ne yapacaklar? biri bağırdığında nasıl tepki verecekler? öyle taş gibi duracaklar mı? sevilmiyorum zannedip dünyaları mı kararacak? kendileri bağırdıklarında ne olacak peki? akan suların durmasını mı umacaklar? cinayet işlemişçesine vicdan mı yapacaklar?

çocukları korumak bu çağın en büyük takıntısı oldu. öfkeden korumak, utançtan korumak, alaydan korumak, eşitsizlikten korumak, sıkıntıdan korumak… tanıdığım en dirayetli, neşeli ve becerikli arkadaşlarımdan biri, bir çocukluk anısını anlatmıştı: dışarda oynarken bir başka çocuk buna vurmuş. hemen eve koşmuş bizimkisi, kapıyı açan annesine ağlayarak durumu anlatmış. annesinin cevabı bir kahkaha ve ‘sen de ona vursaydın madem’ deyip kapıyı kapamak olmuş. 7 yaşındaki veletlerin kavgasında taraf olmaya bile lüzum görmeyen bu anne şimdi olsa bilinçli anneler tarafından organik yumurtayla taşlanır filan herhalde.

oysa biz böyle büyümemiş miydik? sen birini itersin, beriki sana vurur, sen onun topunu uzağa atarsın, o sana salak der, eve gidip annene o salaktan nefret ediyorum dersin, annen he he der, anlarsın kadının kendi işi-gücü vardır ama seni de sonuna kadar dinler, zaten 3 gün sonra sen kendi anlattığını unutmuş olursun, güya nefret ettiğin çocukla 5 saat oynarsınız, ama o gün de başkası gıcıklık yapar, bu kez birlikte ona dolarsınız ve süreç bu şekilde devam eder. yüz ifadelerini, beden dilini, duygusal sinyalleri okumayı öğrenirsin. insanların bam telleri olduğunu öğrenirsin. öfkeyi bizzat yaşar ve yaşatırsın. bazen de boğazında düğümlenir, kalakalırsın. bağırınca neler olabildiğini veya olamadığını görürsün. hem nefret etmeyi hem de affetmeyi deneyimlersin. gün olur haksızlık yapar, gün olur sana yapılanı hazmedersin. bugün kendini, yarın arkadaşını savunursun. sosyal ilişki ve becerilerin temeli de böylece atılmış olur. kendi tırtoş dertlerini kendi ortamında çözerek. bazen de çözemeyerek ve debelenerek. o zaman da müzik imdadına yetişir mesela. şiirler ve romanlar anlamını bulur. dünyanın en dertli, en anlaşılmamış insanıyım tribine girersin. ki böylece insanlığın doğasına biraz daha nüfuz etmiş olursun. kendinin biraz daha fazlası olursun. genişlersin. anlarsın.

büyürsün.

sevgili analar, o çocuk sizi cinnet noktasına getirdiğinde bağırınız. yapamam diyorsanız en azından kendinizi yüksek sesle ifade ediniz. sizin de insan olduğunuzu ve tersinizin pis olabildiğini görsün küçük mendebur. odasına kapanıp sizden ve dünyadan nefret etsin. nasıl olsa dünyanın umrunda değil. ve nasıl olsa o an bağırsanız da aslında onu çok sevdiğinizi bilecek kadar birlikte vakit geçirmişliğiniz var -dır diye umuyorum.

bağırmayan anne olmak” için 25 yorum

  1. bu tür bağırmayan kitabi annelerin kendilerine yaptıkları eziyet, kendilerini ilgilendirir. ama bir de bunun dışa yansıması var. lokantada, parkta, otobüste, herkesin beynini tiken, tüylerini diken diken eden insan evlatlarına tepki vermeksizin gülümseyen ya da en iyi ihtimalle şefkatli bir ses tonuyla ‘ama böyle yapman hiç doğru değil tatlım.lütfen’ diyebilen anneler, biliyor musunuz ki dünyadaki tek çocuk sizinki değil. hatta ne gariptir, tüm memeliler sizin gibi çoğalıyor.
    tamam, ben ortalamaya göre sert bir anne sayılırım. siz benim gibi olmayın da lütfen en azından sosyal ortamlarda, kendinizi bir toparlayın. oh. teşekkür ederim. 🙂

    1. o kadar haklısın ki. sedat anlattı dün, starbucks’ta bi velet adamın birinin kahvesini devirmiş. adam da haliyle homurdanmış biraz. pişkin anne ‘yalnız o daha çocuk, sizi anlayamaz’ demiş. bizim annemiz olsa adamdan mutlaka özür diletir, hatta gidip adama yeni bir kahve alırdı. kendi terbiye düzeyi buyken çocuğa terbiye vermesini beklemek hata sanırım! bunlar ancak ‘teşekkür ettin mi nazlısu?’ bi kere de ‘eşeklik ettin mi nazlısu?’ desinler yaa.

  2. Ben bağırmıyorum. Ama ağzımla değişik bi sesler çıkarıyorum akjgdkjf. Mesela bile isteye o masaya suyu döktü diyelim. Sesim tavuğu andırır şekilde:

    ‘KAK KAK KAK ŞU MASADAN KAAK’

    değişik bi tonlamam var.

    Bağıramıyorum ben, zor geliyor. Bir de çocuklar bağırılınmasına alışınca iyice pişkin oluyor hehehe. Görüyorum parklarda. Anne cıyak cıyak bağırıyor, çocuk hala kuduruyo. Ben öyle bağırsam doğu beni delirdim sanır. Gerek yok. Bağırmak yorucu. Bence tavuk gibi gıdaklıyın, daha faydalı.

    1. tepki veriyorsun ya tavuk mavuk fark etmez bacım, gıdakla dur! sinirlendiğini biliyor ve görüyor çocuk o an. lafım tepkisiz sevgi böceği annelere, yoksa bağıran insan, yaşı kaç olursa olsun, çevreye de rahatsızlık verici. ama hiç bağırmayan ve sert tepki koymayan insanın büyüttüğü çocuğun kahrını kimler çekecek bu hayatta bilemiyorum.

      1. anladım ben seni Egecüm. çok güzel yakalamışsın bizdeki kaygıyı, azcık dalga geçeyim kendimle dedim. yoksa hepimiz ‘nefes almadan kendini adayan anne’ olmaya özendik bi dönem.

  3. Yine güzel ve yerinde tespitler.. müsaadenizle paylaşıyorum..

    Ayrıca her gün sizden bir yazı okumak çok iyi geliyor..

    1. teşekkür ederim.
      bazısını hiç açmayabilir ama sizinle aynı yerden bakıyoruz muhtemelen.
      sevgiler

  4. Çocuğu her bir halttan korumamız gerektiği hissine nereden kapıldık bilmiyorum ama kapıldık gerçekten! Bazen bunu kendimde de görüyorum ve toparlaniyorum. Halbuki mudahale etmeyip o olayla nasıl başa çıkacağını izleyince şok oluyorsun, kendini savunuyor aslinda bacak kadar şey!
    Oyle bir bombardiman var ki günümüz analarinin üstünde, her seyi harika yapalim derken gerçekten aklimizi kacirmis gibi gorunmemiz normal disaridan bakinca…
    Bu arada bugun tam 1 saat uyumaya direnince sesimi yükselttim yeter artik diye, parmagini sallayip bana kizma! Sana yeter dedi 2.5 yasindaki yer cucesi 🙂 yani bagirmaktan o kadar da korkmaya gerek yok…

    1. ooo senin kız iddialıymış sibel’cim!

      biz onları korumaktan vazgeçtikçe, bence de başlarını kurtarmayı beceriyorlar. kantarın topuzunu kaçırdıkları vakit tepki göstermekte de hiçbir sıkıntı yok. aynı tepkiyi hayat ilerde nasıl olsa gösterecek. ne kadar erken ve tanıdık ortamda, o kadar sağlıklı.

  5. 13 yaşında kız ve 10 yaşında erkek çocuk annesi olarak %90 bağırmıyorum, ama o %10 var ya…. Beni çok tahrik ediyor. Bir kaç kez bağırdım, baktım ki ben daha çok mutsuz oluyorum, onları üzdüm diye içim içimi yiyor, artık sessiz kalıp üzgün olduğumu belli ediyorum, anlıyorlar. Arada bir ses yükseliyor ama bizde, özellikle birbirleri ile kavga ettikleri zaman.. Ona yapacak bir şey yok, annelik hakkı diye de bir şey var canım:)

  6. Egecim, malum, Almanyada da anlattigin tarz analar, denizde kum misali heryerdeler.. sanat tarihi doktorasi olan, hür düsünceli, dünyayi gezmis görmüs, sempatik arkadasim ve ogluyla cocuk bahcesinde bir gün bulustuk: oglu önce Melihaya bir tane gecirdi, bakti anasindan tepki alamiyor, yandaki bebek arabisini kumla doldurmays basladi. Bunu yaoarkende arkadasimin gözlerinin icine icine bakiyordu.. bundan da tepki alamayinca baska baska densizlikler yapmaya basladi. Ben de hic sevmem cocuklar dalasinca araya girmeyi, karismayi, hele hele baskasinin (Arkadas da olsa) cocugindan hesap sormayi. Ama baktim Meliha agliyor, sordum arkadasima „ne ayak? Niye bir sinir koymuyorsun, kizmiyorsun?“ diye.. sinirlendigini, kizdigini asla göstermek istemiyormus oglucagizina!!! Halbuki cocuk, bir sinir konulmasini istiyor.. bir laf duymak istiyor.. ancak böyle kendilerini güvende hissedebilir cocuklar.. yani aslinda kas yapayim derken, gözler cortlamis oluyor.. cocuklarin güven duygulari kiriliyor ve yavas yavas piskooatlar, narsistler yetisiyor!

    1. bahsettiğin türden çocuk-annenin-sinirini/sınırını-test-ediyor anları o kadar yaygın ki, buna tepki vermeyi reddetmenin psikolojiyi korumak olarak algılanması şaka gibi geliyor bana da, seni çok iyi anlıyorum aslıcım. psikopatlar ve narsistler topluma dert, ama çoğu da depresif ve özgüvensiz oluyor ki, onlar en çok kendilerine dert.

      anne olarak senin pozisyonun farklı tabi, ama ben meliha’nın arkadaşı sayılırım. yanımda onu üzen olursa kafasından aşağıya kum kovasını geçiririm valla, hiç ziklemem çocuk psikolojisini =)))

  7. Bağırmayan anne’lerden biriyim. Ama Almanya’da. Türkiye’de ben de bağırdım car car. Nedeni sanırım toplum psikolojisi. Burada çocuğa bağırılmıyor, baya ciddi psikolojik sorun gibi görülüyor ama insanlar birbirine de bağırmıyor, ha Alman psikopatı çok has bişeydir aman aman (bakınız: funny games) ama normal sayılan insanlar arasında yok yani bağırma çağırma.. Ara sıra yazıyorum aslında ben bu konuda, taslakta da yeni yazısı bekliyor, çok zor bir şey değil bağırmamak, kendi stresini bağırmadan düşürebileceğin milyon yol var biliyorsun, sadece çocuğa değil, kimseye bağırmamak taraftarıyım.
    Ha dersen çocuğuma biri bağırdığında ne oluyor? Çocuğum onun psikolojik sorunu olduğunu düşünüyor 😀 “Anne bu insan mutsuz, o nedenle sinirli değil mi?” (Bayan 5 yaş).

    1. toplum psikolojisi çok belirleyici, haklısın. ben paris’te anaokullarında çalışırken, brezilyalı arkadaşım ‘ege, bu çocuklara okulda ne veriyorlar? dışarda hiçbirinin ağladığını, bir şey için tutturduğunu görmüyorum. brezilyalı çocuklar hiç böyle değildir’ derdi. aynı farkı, birlikte italya’ya gittiğimizde de konuşmuştuk. daha uçaktan çıkmadan ağlayan, olay çıkaran italyan çocukları ortamı domine etmeye başlamıştı. zira italyan kadınları da bağıra çağıra, devasa el kol hareketleriyle ilgileniyordu onlarla. fransızlar içlerine cıkcıklandılar. biz kendi aramızda güldük ve vatanımıza gelmişiz gibi tanıdık hissettik.

      almanya’ya adapte olan türkler için elbette bir şey diyemem, ama türkiye’de yaşayan türklerin bu kadar medeni olduğuna (veya olmak zorunda olduğuna) ikna olmuyorum ben sanırım. tepkilerini ifade edemediklerinde içlerinde patlıyor ve daha çekilmez insanlar oluyorlar. yani sen uzakta ve şanslısın bacım, senin bahsettiğin yöntemleri toplumsal olarak içselleştirmemize daha çok var bizim buralarda!

  8. Bayildim, kendimi hakli cikarmak icin demiyorum, ben de ipin ucunu kacirmadan bagirmaya calisiyorum. Bir o kadar da oynuyorum ki dengeli olsun. Peki ama biz nasil buralara geldik ‘tatliimm 12 saattir sallaniyorsun, arkada 584737 kisilik kuyruk oldu, acaba inseK mi canim, sen bi dusun’ moduna girdik, bizim analarimizin bi kasini kaldirmasiyla 7 komut almaktan bu korumaci ve kontrolcu annelige nasil gecis yapildi? Gercekten merak ediyorum. Cok mu bunaldik biz de acaba, cocuguma tam tersini yapiyim moduna girdik. En koptugum sey de ceza degil mola, cunku buyuyunce kirmizi isikta gectiginde polis de onu molaya cikarticak. Niye bu kadar hayattan koruyoruz🙄

  9. Bence de çok doğru tespitler…aslında anne olmamanız çok daha dişe dokunur bir durum, sizi 2 kat dinlemek gerek:) Zira anne olunca sanki objektif görüş yeteneği biraz kayboluyor, sanki tek çocuk yetiştiren bizmişiz gibi havalara giriliyor. Çocuğumuzu gerçekten kötü insanlardan korumak konusuna evet ama bahsettiğiniz gibi aman kırılır dökülür mevzusu gerçekten kabak tadı verdi. Uzun uzun izah etmeler, işin doğalından çıkıp konuyu kapsül içine almalar hem yorucu, hem yapay hem de sürdürülülebilir değil. Bazen bağır geç, uzun uzun çocuğa bağırıp vaaz verme ama o sabır taşı çatladı anında ”Yeter” ”Tamam bitti” ”Kes artık, odana git” gibi mola çıkışları yapılabilir, diye düşünüyorum. Çocuk yetiştirme konusunda yazılarınıza daha çok kulak vereceğim gibi görünüyor:)

    1. merhaba, ben de sizin tespitlerinizi çok yerinde buldum. hele o uzun uzun vaaz verme sevdası, her şeyi bilimsel bi şekilde açıklama tutkusu, öfff!

  10. Tam da bebeme bağırıyorum bazen nasıl olur da sakin olurum konulu yazılar okurken Öğrenen Annenin verdiği linkten bu yazıyı bulmak… Bu bir işaret olmalı 🙂 Şaka bir yana her şeyin bir dozu var. Bağırmak değil de az ses yükseltmek bir ihtimal normal aslında. İfrat- tefrit arasında kalmalı da işte nasıl kalmalı. Ben az daha okuyayım 🙂

    1. burcu, sanırım sadece annelikte değil her türden ilişkide hepimiz kendi sınırlarımızla sınanıyoruz. bazen aşıyoruz, bazen aşamıyoruz. sonuçta kendimizi affetmeyi başarıyorsak en temizi gibi geliyor bana.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir