aydınlanmaya giden yollar

Kategoriler ontolojik

dün akşamı dışarlarda yemeseydim, aslında dünkü yazıyı aşağıdaki şekilde sürdürecektim. ama eve geç geliş, yorgun geliş, kafa dolu geliş derken arkası bugüne kaldı.

wayne dyer -ki kendisi en tanınmış spiritüel amcalardan biriydi- aydınlanmaya giden 3 farklı yol olduğundan bahsediyor. belki ve muhtemelen kitaplarında da bahsetmiştir. ben kitaplarını okumadım. james altucher’la 1-2 yıl önce yaptığı podcast’ten aklıma kazınanlarla yazıyorum. bu arada dyer o röp’te aydınlanmak tabirini kullanıyor ama bunu çok iddialı, boş veya sevimsiz bulanlar, hayatla barışmak veya bilgeleşmek tabirlerini de kullanabilir.

1- acı çekmek: yani dyer diyor ki geçmişte çektiğiniz bir acı -veya acılar- hakkında o kadar çok düşünüp taşınırsınız ki sonunda o acının doğasını kavrar, size verdiği derslerden öğrenmeye başlarsınız. ve aydınlanırsınız.

2- anda olmak: her ne yaşıyorsanız, eğer şu an tam olarak farkındaysanız, sizde uyandırdığı duygulardan kaçmıyor, saklanmıyorsanız, içinden geçe geçe neyin içinden geçtiğinizi anlar, öğrenmeye başlarsınız. ve aydınlanırsınız.

3- harekete geçmek: aslında kendisi ‘getting out in front’ tabirini kullanıyor da şu an türkçeye nasıl çevireceğimi bulamıyorum. ama demek istediği, reaktif olup olaylara tepki göstermektense, proaktif olup çözüm üretmek. diyor ki, canlar bu şekilde de aydınlanırsınız.

şimdi biz de diyebiliriz ki, hayattaki nihai hedefim kesinlikle aydınlanmak değil. yine de bu 3 seçeneğin her birinin kendince bir doğruluk payı içerdiğini ve fayda sağladığını düşünüyorum. dyer’ın hayatla daha iyi baş edebilir hale gelmek için tek bir yol önermemesi bile bence bir tür bilgelik. zira hepimiz kendimize has insanlarız. hepimizin karakteri, yöntemleri, eğilimleri başka başka. ben birisini çok pasif kalmakla suçlayabilirim, ama o insan köşesine çekilmekten öğreniyordur. veya bir başkası beni proaktif olmakla suçlar da kendisi anda kalmaktan büyük fayda sağlıyordur. üstelik aynı kişi hayatın farklı anlarında / alanlarında farklı bir yol seçebilir. özel hayatında andadır da, iş hayatında acı çekerek olgunlaşır, arkadaşlarıyla da daha hareketli ve çözüm odaklıdır mesela. veya yine aynı kişi, hayatının ilk dönemlerinde proaktifken, yaş aldıkça anda kalmayı daha konforlu ve öğretici bulabilir.

velhasıl, aydınlanmayı hep de tek bir yerde / gerçekte gören guruların ve öğretilerin aksine, wayne dyer’ın 3’lü perspektifi bana ilham verici geldi. belki dönüp kendi yolunuza ve yolculuğuna baktığınızda sizin de işinize yarar.

aydınlanmaya giden yollar” için 6 yorum

  1. Wayne eklenecek bir şey bırakmamış 🙂 Belki anda olmanın bir hüküm/yargı söz konusu olduğunda onun, bir geleneğin/kendi tarihselliğimiz içinde olduğu söylenebilir. O da bir kültürün ve kişisel inşanın sonucu. Bir de aydınlanmanın yüce Kant’ın 🙂 ifadesiyle felsefecilee “düşünmeye cüret etme”yi (latincesi fiyakalı bir sözcük sapere aude) hatırlattığı söylenebilir. Kant’ın “Aydınlanma Nedir?” adındaki meşhur makalesini bir aralar tuttuğum arşive atmıştım. http://arsivde.blogspot.com/2008/04/aydnlanma.html

    Selamlar,sevgiler

    1. enis yazıya bayıldım! aklını kendin kullanmak ne kadar bilgece bir öneri. ama modern zamanlarda aklımızın ve dikkatimizin peşinde koşan o kadar çok şey var ki giderek zorlaşıyor bence bu iş. yani kant bugün yaşıyor olsaydı, kant olabilir miydi, emin değilim.

  2. ben kesinlikle 1.yoldan gidenlerdenim. hayatımın çoğunluğu, dönemine göre irili ufaklı sıkıntılarla geçti. özellikle son 4 sene içinde rüyamda görsem inanmayacağım, benim başıma hiç gelmez sandığım sıkıntılarla boğuştum.(ki bir kısmının etkileri hala sürüyor.)ama tam bir aydınlanma değilse bile belli bir olgunluğa ve sakinliğe eriştim sanırım. en azından hayatın kime ne zaman ne getireceğini ve bunun için hiç bir kriteri olmadığını daha özet ifade edersem “şaşırmamayı” ve yaşanan ne olursa olsun (iyi veya kötü) geçmeye-bitmeye mahkum olduğunu yani “beklemeyi ve görmeyi” öğrendim.

    1. hülya tamam işte: beklemek ve görmek. sen epeyce acıdan geçmiş, ama tünelin ucundaki ışığı görmüşsün. sevgiler, saygılar…

  3. Peki “yaşam guruları”nı bu teoride nereye oturtabiliyoruz? 😀 Yani teori çok kişisel, başkasının aydınlanmamıza etkisi de büyük olabiliyor gibi? Mürşid ile derviş mesela, sufizm aydınlanmanın tek başına ancak bir noktaya kadar gideceğini ama bir mürşid olmadan asla tamamlanmayacağını iddia eder. Ne dersin buna?

    1. yaşam gurusu gelirse ben kaçarım yaa :p

      mürşid çok güzel, çok faydalı bir rol. ama standart türk insanının ruhuna ters bence. bizde ille öğretmek, eğitmek, ben biliyorum beni dinle’cilik var. sokratik yöntemler delikanlıyı bozar 🙂 eminim bu topraklar da son derece ‘mürşid’ karakterli insanlarla doludur ama, aydınlanmak isteyen insan sayısına yetişir mi, bilemiyorum be öğrenen anne.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir