bir önceki yazıya gelen “ben de varım”cılar için yazıyorum. şu adrese bir mail sallarsanız buluşma günümüze dair detayları yazılı olarak ileteceğim: egeerim(at)gmail(nokta)com veya -bu teklifi eden yerlerim sızlıyor ama- acaba bir whatsapp grubu mu şeettirsek gızlar? ben size zoom link’imi ordan iletsem, arada birbirimize kedi videoları yollasak falan (şaka!). ne dersiniz? bu durumda tel no da yollamanızı rica ediciim. sana numaramı ne vericem yiee derseniz sadece mail adresinizin kaydını alır, hepicüğünüzü bcc’leyip zoom bilgisini ordan atarım. ara beni boya beni diyenlere de vatsap grubu kurarım….“kurtlarla koşacak kadınlar, müdüriyetten bekleniyorsunuz” yazısını okumaya devam et

bacılar, kurtlarla koşan kadınlar adlı nefis eseri parça parça okumak ve 15’te 1 zoom’da buluşup tozunu almak üzere bir grup kuruyorum. kitap çok kalın, dili de hafif sayılmaz. biraz meşakkatli bir okuma. kitabı google’a bi danışın, 2 kere katılır sonra sallarım hissi uyanıyorsa direkt pas geçin. zorluğuna rağmen ilgilinizi çekiyorsa ve devam edebileceğinize inanıyorsanız bana bi mail sallayın. 2 haftada bir çayımızı / çorbamızı / şarabımızı alıp kadınlık meselelerine dair iç dökelim, birbirimizden ses duyalım, yeni bakış açıları keşfedelim.

1- dans etmek: hiç tanımadığınız yabancılara sarılarak kendinizi müziğe ve o yabancıya teslim edebilmek. tangonun özeti bence bu. elbette tango camiasına giriş yapınca birçok dansçıyla ahbap oluyorsunuz, yani herkes yabancı olmuyor. yine de her milonga gecesinde hiç tanımadığınız veya daha önce hiç dans etmediğiniz birileriyle karşılaşma ihtimaliniz çok yüksek. hele ki istanbul gibi kalabalık bir şehirde. ama tango bir yana, ben dj set’lerle coştuğum gece çıkmalarını da acayip özledim. 2020 şubat-mart gibi, tango dışındaki son 2 çıkışımı hala hatırlıyorum. birinde şahika’daydık, diğerinde ise harbiye klische’de…“pandemide en çok özlediklerim top-5” yazısını okumaya devam et

sevgili blog dostları, tam 11 yıl önce şu blog’u açtığımda bu kadar zeki, eğlenceli, sevgi dolu ve sadık okurlarım olacağını söyleseler inanamazdım sanırım. hayatımın en türbülanslı dönemlerinden biriydi. kafamda kendi kendime döndürüp durduğum şeyleri bari yazıya dökeyim, belki bana eşlik etmek isteyen bir allahın kulu çıkar diye düşünmüş olsam gerek. zaman içinde blog sayesinde tanıdığım o kadar çok insanla gerçekten tanıştım ki, 10-15 kişi olmuştur sanırım – yani bence çok =) her birinden sonra keşke daha fazlasıyla da tanışabilsem diye hayıflandım. henüz tanışmamış olsak da…“yeni yazı” yazısını okumaya devam et

sevgili kapsül dostları, sıcak havalar kapsülümü yaptım ama kaçırdığım wordpress güncellemeleri sağolsun, aylardır blog’a foto yükleyemiyorum. fotosuz kapsül yazısı meyvesiz ağaç gibi duracağından o konuyu öyle boynu bükük bıraktıydım. şimdi bıraktığım yerden alıp azıcık güncelleme yapayım.  kapsüldeki temel kategoriler ve demirbaş parçalar aslında aynı: beyaz, siyah, gri, lacivert ve çizgili tişörtler pembe ve kırmızı merserizemsi örgü üstler (hatırladınız siz onları) kolsuz, ipek, daha bir dökümlü bluzlar ve ince koton gömlekler – renkler yine krem, beyaz, lacivert ve kırmızı beyaz kot, lacivert kot, zümrüt yeşili keten…“kapsülden ve hayattan haberler” yazısını okumaya devam et

ortalarda yokum ve içe döndüğüm bir dönemdeyim. yine de arayıp soran, mesaj ve yorum bırakmaya devam eden herkese, hiç tanışmadığımız halde bu kadar candan olduğunuz için nasıl teşekkür edebilirim bilmiyorum. bir yerlerde fark etmeden devasa bir sevap işlemiş olmalıyım ki böylesine içten okurlara layık görülmüşüm…  ama hadi ortamın kasvetini biraz dağıtayım, benim de ihtiyacım var. aslında son derece keyifsiz bir günümde gittiğim hale’yle, nasıl oldu anlamadan adeta kişneyerek güldüğüm bir video çekimi yaptık. halecim elbette dünyanın en tontiş youtuber’ı olarak, koptuğumuz kısımları kesmiş ve son…“mini merhaba” yazısını okumaya devam et

2018’in son gününde bir arkadaşım 2019 yılına dair plan ve beklentilerimi sordu. neredeyse 1 saniye bile düşünmeden şu cevap döküldü benden: “hiçbir planım ve beklentim yok. bu sene başladığım eğitimi devam ettirir, eşim-dostumla varolan ilişkilerimi, elimdeki işleri sürdürür, zaten severek yaptığım şeyleri bol bol yine yaparsam, daha ne isterim? hatta bu şekilde bi 40-50 yıl daha yaşasam benden mutlusu yok, kral gibi hayat!” daha önce de yeni yıla dair çok detaylı aksiyon planları, 5 yıllık kalkınma paketleri filan hazırlamıyordum, ama bu sene geldiğim noktayı ayrı…“yeni yıl planları” yazısını okumaya devam et

Life is not a problem to be solved, but a reality to be experienced. kierkegaard ben gelemesem de sizin buralara gelmeye devam ettiğinizi görmek çok güzel. yorumlarınız, fikirleriniz ve iyi dilekleriniz için teşekkür ederim. wordpress’e uğramayalı yazı paneli değişmiş. şu an el yordamıyla yazıyorum, ve bu değişim beni tabi ki hiç memnun etmedi. buranın son derece tanıdık olmasına alışkındım. üstelik bence eski panel gayet iyiydi. her şeyin mutlaka iyileştirilmesi gerektiği yönündeki takıntıların sonu nereye varacak? (bugün huysuzum, fark etmişsinizdir.) 2018 yılının son 6 ayını ağır çekimde…“küçük bir merhaba” yazısını okumaya devam et

normalde eylül ayında hazırladığım kapsülün ancak 9 kasım’da çekebildiğim fotolarını yüklemek ve yazıyı yazmak için vakit bulmak bile 17 kasım’a sarkabildiğine göre varın halimi siz düşünün kapsül dostları. ya da ben size 4 kelime ile özetleyeyim: analiz eğitimi beni bitirdi. boyum kadar okuma listem var – allahtan boyum 1.59 =p ama bu eğitimin yükünü ve etkilerini bir başka yazıya konu edeyim ve sizi bir an önce soğuk havalar kapsülümle tanıştırayım. bu kapsülün oluşum sürecindeki yegane motivasyon ‘daha az parçayla yapabilir miyim?’ sorusu oldu. zira bütün…“kapsül gardırop: sonbahar-kış 2018-19” yazısını okumaya devam et

sevgili blog dostları, biliyorum epeydir sesim çıkmıyor. ama sorun bi neden!? öncelikle yeni müşteriler aldım, o esnada şehir dışından misafir(ler) ağırladım, üni’deki dersin programını hocayla yeni baştan kurguladım, bütün bunlar olup biterken de 2 yıl sürecek olan varoluşçu analiz eğitimine başladım. gelsin ayda 15+ makale ve en az 2 adet tuğla gibi referans kitap okumaları. yine kendi kendimi yaktığım bir döneme giriyorum vesselam. bugün burcumun dolunayı. ki ben de fena halde dolmuşum zaten. doldurmuşum kendimi. okuldan eve geldim, bolonez soslu makarnamı yedim, mis gibi duşumu…“bir dolunay yazısı” yazısını okumaya devam et

sevgili blog dostları, eylül ayı boyunca her gün atıp tutmayı başardım (sayılır). siz de beni buralarda yalnız bırakmadınız. çok teşekkür ederim! insanlık için küçük, benim için büyük bir adım olan bu maceraya eşlik eden joe ve kahve‘ye de buradan sevgilerimi yolluyorum. güldürdüler, düşündürdüler ve bolca zihnimi açtılar. her gün yazmak, şahsi peygamberlerimden seth godin’in doğal blog yazma rutinidir ve bana da hep denenesi gelmiştir. tabi adam seth godin. her gün yazıp yine de dişe dokunur içerik üretebiliyor. ben üretemiyor muyum? ben de kendimce üretiyorum. ama…“eylül’ün ve her güne bir yazı’nın sonu” yazısını okumaya devam et

en sevdiğim yiyecekler listesinde, hatta sebzelerin liste başında domates var. gerçi kendisine meyve diyolla ama kusura bakmasınlar. karpuz ve basket topu ne kadar akrabaysa, domates ve armut da o kadar akraba bana göre. ege dönüşü mutfağımda kilo kilo domates ve devasa bir balkabağıyla başbaşa kaldım. (ki balkabağının ne olduğu konusu da tartışılabilir. ve ben onu da çok severim.) bütün bir çarşamba gününü kış hazırlıklarına adadım. önce domatesler rondodan geçirildi ve buzdolabı poşetlerine paylaştırılarak dipfrize atıldı. o arada balkabağı dilimleri tepsilere dizilip fırına verildi. evi nefis kokular…“domates (ve balkabağı)” yazısını okumaya devam et

melankoliye meyilli karikatürseverler için: mini melankolikler yazmaya meraklı olanlar için: john mcphee o sırada dünyanın bambaşka yerlerinde: nükleer bomba testleri siz bu satırları okurken ben beyut’ta olacağım sevgili blog dostları. dönüş 1 ekim. o zamana kadar, gitmeden önce derleyip topladığım içeriklerle idare edicez.    

bu yıl derslerden daha çok bahsedeceğimi yazmıştım. hemen başlıyorum. zira bu seneki ilk dersimde öğrenciler yine en çalışmadığım yerden hata verdirdi bana. şöyle oldu: sandalyeleri çember şeklinde dizip oturmuşuz. kişi sayısı eksi 1 sandalyemiz var. aslında hepinizin bildiği sandalye kapmaca oyunu gibi, ama müziksiz. bir soru/tanım veriyoruz, o tanıma uyanlar hemen kalkıp yer değiştirmek, yani başka bir sandalye kapmak zorunda. sorular da sınıfın birbirini tanımasına yönelik olduğundan son derece basit ve geyik: tek çocuk olanlar, dans etmeyi sevenler, aşk acısı çekenler, bu bölümde okumaktan memnun…“uzaya gitmek istemeyenler” yazısını okumaya devam et

postmodern tiyatroyla ilişkimi şu ve şu yazıda bir miktar dile getirmiştim. ilişkinin türü: gözlerini yukarı dikmiş emoji. ama içimde bir yerlerde hala pıt pıt sanat için atan bir salak yürecik de var. herhalde onun etkisiyle, geçenlerde bu seneki tiyatro festivalinin kitapçığını uzun uzun inceledim. bir umut ışığı, bir tanıdıklık aradım ıssız sayfalarda. ama ne buldum dersiniz? bolca taşak geçme malzemesi. sanattan bahsettiğim bir yazıda böyle terbiyesiz kelimeler seçtiğim için özür bile dileyemiyorum cidden. zira bu metinleri yazan insanlar hepimizle tam da taşak geçiyor bence. başka…“geldi gönlümün festivali” yazısını okumaya devam et