gavurun morning routine dediği bu mesele son dönemde sık sık karşıma çıkar oldu. konuyla ilgili birçok farklı girişimde bulundum ve kendi kişisel tarihim boyunca birçok farklı aşamadan geçtim. buyrunuz daha yakından bakalım: ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımda sabah rutinim muhtemelen bütün yaşıtlarımla aynıydı. saat çalar, japon kalkar, yatağını topla, çiş, yüzünü yıka, saçını tara, formanı giy, kahvaltını et, yallah okula. yıllarca 6:30’da kalktım da bir kez olsun isyan etmedim. işin ucunda okul olunca hiçbir varoluşsal sorgulama yaşamamış olmam çok ilginç. evvelden beri ilime irfana aç…“sabah rutini” yazısını okumaya devam et

pazar gününü sabahtan akşama bir tango workshop’unda geçirdim ve hocanın dansa yaklaşımı beni büyüledi. aranızda tango, salsa filan gibi sosyal danslarla ilgilenenler varsa, şimdi yazacağım şeyleri sanırım daha iyi anlayacaklardır: türk erkekleri dansı kıvırdıkça genellikle acayip bir özgüvenle doluyor ve (arjantin tangosu açısından bakarsak) kadına sürekli akrobatik hareketler yaptırmayı misyon ediniyor. hep bir şovlar, kadını atıp tutmalar, topuğu enseye göndermeler, müziğin 1 saniyesini hareketsiz geçirmeye tahammül edememeler… çoğunlukla sanki kollarındaki kadınla değil, hayallerindeki izleyiciye dans eder gibiler. bu arada sizi de yağlı güreşe tutuşmuşsunuz gibi ordan…“karanlıkta dans” yazısını okumaya devam et

”if you think you’re enlightened, go spend a week with your parents” demiş ram dass. aydınlanmak gibi bir hedefim olmamakla birlikte, ana-baba yanında geçirdiğim her tatilde aklıma gelen bir söz. yazlıktan yine bu ayarda konu başlıklarıyla döndüm. konuyu açtığım insanlardan da hep benzer hikayeler dinledim. aslında ben daha gidip-dönmeden dicle ile şöyle bir konuşma geçmişti aramızda: ben: 8-16 temmuz arası yazlıktayım, sen istediğin vakit kop gel. dicle: oha, 8 gün nasıl dayanıcan annenlere?! çok uzunmuş. ben: … (cevap veremedi) elbette annemler canavar kişilikler veya tahammül…“bir kişisel gelişim testi: ana-babayla tatil” yazısını okumaya devam et

sizlere 4-5 gündür anne dizi dibinde kaykılıverdiğim turkish riviera didim’den sesleniyorum. yıllardır çapsızlığından hiçbir şey yitirmeyen nadide bir tatil beldemiz. ama yazlık, alışkanlık, kankalık. o bakımdan senelik yoklamamı vermeye geldim ben de. günün yarısını pijamamla geçiriyor, sapiens’imi okuyor, 51 oynuyorum. elegansın vücut bulmuş haliyim adeta. duşun suyu çok az aktığından denize gitmeye de üşeniyorum. bu beyin uyuşturucu şartlar altında fransa gezimiz her an güme gidebilir, bari hala aklımdayken italya’yı yazayım dedim. haziran ayında italya’ya gitmek normalde hür irademle yapmayacağım şey. hem italya’nın sıcağı leş olduğundan hem…“6 günde şipşak kuzey italya” yazısını okumaya devam et

vatsap’ta uzun uzun yazışmak içime afakanlar üflüyor. konuşarak 30 saniyede nihayete eriştirilebilecek konular için vatsap başında geçen zamanıma çok üzülüyorum. bu anlamda en verimli şekilde haberleştiğim dostlarımdan biri olan gurbetteki bacım merop‘la birbirimize ses kaydı yolluyoruz. vaktimiz olduğu vakit kaydediyor, karşı taraftan geleni de yine vaktimiz olunca dinliyoruz. anında cevap yapıştırma mecburiyeti asla yok. zaten konularımız da genel: iş, koca, çocuk, eş-dost ve arkadaş gıybeti, ingilizler ve duygusal özürlülükleri, takıldığımız ufak-tefek meseleler, seyahat planları, varoluşsal sıkıntılar… bu yazı da işte bu ses kayıtlarımızdan ilhamla. başka…“yalnızlık” yazısını okumaya devam et

* kul / seray şahiner bu kızın hastasıyım. taa ilk kitaplarından (gelin başı ve hanımların dikkatine) dikkatimi çekmişti. 84 doğumlu genç bir yazar. gerçi artık 16 yaşındaki bebeler bile roman bastırıyor ama o bebenin ergenlik hezeyanlarıyla gerçek edebiyat arasındaki fark işte bu tip yazarlar sağolsun ortaya çıkıyor. daha önce okuduğum kitapları hep kısa kısa öykülerden ve genellikle de kadın hikayelerinden oluşuyordu. bu kitap biraz daha uzunca bir öykü veya kısa bir roman tadında. ”dünyanın geri kalanı mercan’a, dönüp kocasına anlatmak için lazımdı.” bu cümleyle vurdun…“haziran kitapları ve 1 dizi” yazısını okumaya devam et

sevgili fitellalar, 2 kere 12’şer haftadan tam 24 haftalık bbg 1 maceramızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. şaka maka birlikte 6 ayı devirdik. ki aslında bbg’nin şakaya gelir yanı yok. son derece kanırtıcı bir program. haftalık raporlarda size yeterince ağladığımı düşünüyorum. ama acısıyla, teriyle, küfürüyle 24 haftayı tamamladık. sen sus fotolar konuşsun dediğinizi duyar gibiyim. o zaman buyrunuz: sonuç olarak genel bir daralma, sıkılaşma, özellikle kollarda ve omuzlarda kaslanma gözlemliyorum. (bi de foto çekilirken mütemadiyen yamuk durduğumu farkediyorum, yazıklar olsun!) yani üst bedendeki sonuçları daha net görebiliyorum/hissediyorum…“bbg – 24. hafta – son rapor ve kader anı” yazısını okumaya devam et

uzun bir aradan sonra merhaba. touchpad sorununu şimdilik bir mouse’la çözdüm sayılır. o zaman gelsin yazılar. italya seyahati sebebiyle geçtiğimiz haftanın workout’larını gitmeden önceki 4 güne serpiştirmiştim. yani perşembe günü yola çıktığımızda spordan yana hiçbir alacağım vereceğim yoktu. italya’da 6 gün dolu dolu yiyerek ve içerek geçti. her öğlen/akşam makarna veya pizza ve elbette bol bol prosecco. gamsızlık, goygoy, alkol ve hamurun mükemmel birlikteliğinin yarattığı müthiş bir kafayla döndüm tatilden. ama o da ne? istanbul’da benim için haram aylar başlamış. bkz. leş gibi nem ve…“bbg – 23. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

hayır merkür de retro değil ama nedense hayatımda teknik arızalar sıraya girmiş vaziyette. laptop’un touch pad’i iyice betona bağladı derken şimdi de japonkedi’nin öne çıkarılmış yazı ve görsel banner’ındaki kimi görsellerde yamulma var. ortam kütüphanesinde paşa paşa duruyor görünüyorlar ama sitede görünmüyorlar. wp forumlarında geze geze derbeder oldum, çözemedim. yarın bir de merope bacım bakacak, kısssmet. aranızda bu işlerden anlayan varsa yorum ve önerilerinize açığım canlar. bugünlerde tembelliğin dibine vurmuş vaziyetteyim. ama italya dönüşü yazmak üzere bir sürü fikrim var. kapsülseverler için de bir sürprizim…“teknik arızalar” yazısını okumaya devam et

bbg 1’de 2. turu dönüyor olmama rağmen son 2-3 hafta performansımda hiçbir gelişme tespit edemiyorum. yok spider push-up’lar, yok bench jump’lar… ben yine kolaycı formatlarda takıldım. ama buna rağmen eşşek gibi terledim. hani ölmedim de, bayıldım diyelim. fark bu kadar. aslında yapmadığım her hareketi ille de beceremediğimden veya gücüm yetmediğinden yapmıyor değilim. ev ortamındaysanız bbg’de şöyle bir sıkıntı söz konusu: kayla’nın kullandığı bazı ekipmanların muadili ev ortamında tedarik edilemiyor. yani dambıl yerine 1,5 litrelik pet şişeye kum doldurarak kullanabilirsiniz, işiniz mükemmelen görülür. ama 2 adet bench’i neyle…“bbg – 22. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

tuhaf bir haftayı geride bıraktım. ilk 3 gün hazreti reglin teşrifi sebebiyle mıymıylık düzeyim tavan yapmıştı. sadık yarim majezik beni acılardan büyük ölçüde koruduysa da mıymıylığa çare olamadı. elimde bir kitap, salon ve yatak odası arasında takıldım. yapacak başka bir işim de olmadığından sağlıklı ve besleyici salatalara verdim kendimi, hoş yemekler yaptım. dolayısıyla bbg’nin yeni hafta workout’larına 3 günlük uzun bir dinlenmeden sonra ancak perşembe günü başlayabildim. perşembe leg day, cuma hiit koşu, cumartesi arms, pazar abs. ben bbg takvimine değil, bbg takvimi benim takvime…“bbg – 21. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

öncelikle vays müller sevgili fitellalar, bbg yolunda 20 haftayı (5 ayı) geride bırakmışız. kendimi tebrik ederek başlıyorum raporuma. üstelik 3 workout’un 3’ünü de yapmayı başardım. önceki 2 hafta fullbody kaynamıştı. bu hafta kaşımdan gözümden ter akıtmasına rağmen fullbody günlerini ne çok sevdiğimi farkettim. bedenin hiçbir belirli bölgesine özellikle odaklanılmadığından olsa gerek, aslında en az sıkıcı gün fullbody günü. accık şundan accık bundan derken yarım saat uçup gidiveriyor. ha tabi ki yine yamuluyorsunuz, orası fix. ama zaman daha çabuk akıyormuş gibi geliyor. böyle minnoş bir yanılgısı var,…“bbg – 20. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

sizlere son gardırop yazımda 3 yazı vaat etmiştim. birincisiyle karşınızdayım bugün: ada’daki gardırobumdan tarabya’ya getirdiklerim. oldies goldies. burada fotolamadığım ama sıcak havalar kapsülüme dahil ettiğim turuncu çiçekli gömleği biliyorsunuz. işte bunlar da henüz ne yapacağıma karar veremediğim diğer parçalar. normalde eleme konusunda hızlıyımdır. tereddüt yaşamam. ama nedense bu giysiler hakkında karışık duygular içindeyim. sanırım karar vermek için yazıyorum biraz da. bu yazıda geçen parçaların markalarını da vereceğim. aradan 10-15 yıl geçmiş, gidip aynısını bulmak elbette mümkün değil ama bunca yıl dayanmış parçaların hangi markalardan olduğunu görmek açısından önemli…“eskicilik faaliyetleri” yazısını okumaya devam et

murakami aşıkları ufaktan uzasın. edebiyatı fazla yüksekte gördüğü için, rüşdünü ispat etmiş yazarların eleştirilmesinden rahatsız olanlar da çekilebilir. ee bakıyorum 3-5 kişi kaldık. harika! en samimi duygular ve en gri hücrelerle veryansınıma başlıyorum o zaman. çağdaş edebiyatın enerjik bir takipçisi değilim. sağda solda yıllardır murakami’yi duyuyor ama bir şekilde sallamıyordum. edebi zevkine değer verdiğim çok kısıtlı insan kümemden hiçkimse bu yazarı gündeme getirmemişti zira. ama sonra ne olduysa artık, birkaç yıl önce, birkaç ortamda üst üste adı geçti. okuyan ama hiç de etkilenmeyen sevgili arkadaşım gül, bana…“murakami, büyü de gel” yazısını okumaya devam et

3 workout’un 2’sini yapabildiğim bir haftadan daha sevgiler. planlarımı yaptıydım ama tutmadı. araya 1 de iş girince fullbody yalan oldu. ama anamı ağlatan legs, arms&abs tamamlandı. buna da şükür. son dönemde bilgilerim ve inançlarımla ilgili düşünüyorum. bugüne kadar spor ve beslenme hakkında okuduklarımın ne kadarına körü körüne inandım, ne kadarını gerçekten test ettim ve onayladım, ne kadarı içime gereksiz korku ve endişe tohumları ekti. birimiz koca pizzayı götürse bile 100 gram almazken diğerimiz su içse yarıyorsa, olay, yiyeceğin kendisinden ziyade bizim kafa yapımızla, inançlarımızla ilgili gibi…“bbg – 19. hafta raporu” yazısını okumaya devam et