altın günü stratejimi açıklıyorum

Kategoriler and the oscar goes to..., ontolojik

altingunu

sevgili merope şu yazısında o kadar güzel anlatmış ki ben de konuyla ilgili birkaç şey yazmak için heveslendim. işin içinde altın var mıydı hatırlamıyorum ama geçmişte ben de annanesinin peşinden birçok ev gezmesine sürüklenmiş bir çocuğum. o yıllarda (okul öncesi diycem ama annem çalıştığı için ben nerdeyse dünyaya gözümü açtığımdan itibaren okula gittim) çocuklar için çok fazla atraksiyon yoktu malumunuz. ama ben de allah için uslu bir çocuktum. elime bir kutu boya kalemiyle bir A4’ü verdiler mi her yere gider, asla mızmızlık etmezdim. bu terbiyeli küçük prenses tavrım annanemin kankaları arasında feci takdir görürdü. böyle böyle günlerde birçok sanat eseri vermişliğim vardır geçmişte. bu eserlere fon oluşturan muhabbetler de daha ziyade koca-evlat-gelin-damat çekiştirmeleri olurdu. bütün teyzelerin şikayet etmek için can attığı birileri vardı sonuçta. yoksa bi kıytırık altın için kim kıçını yorup (ki bu teyzelerin kıçı da heybetlidir hani) bilmem ne kadar yol gidecek. neyse, etrafımda dönen sohbetlerin ince detaylarını merope kadar iyi hatırlamıyorum. asıl bahsetmek istediğim şey kendi çakallığım!

yanımda bir büyük olmadan lokasyon değiştiremeyecek kadar bebe olduğum yaşlarda annaneme eşlik etmek dışında bi çarem yoktu zaten. ama 6 yaşımdayken annem bana annaneme tek başıma gitmeyi öğretti. öyle 2 apartman ötesi filan da değildir yani annanemin evi. karşıyakalılar anlar, girne yunuslar’dan tee karşıyaka çocuk yuvasının oraya, en az 20 dakka süren bir yoldan bahsediyorum burda. kaç cadde kaç sokak geçiliyor, peeh! işte böylece benim ayağım özgürlüğe alıştı mı sana! bağımsızlığımı ilan ettim. istediğim her yere gider gelir oldum. bunu bi kenara yazalım.

tüy siklet bi velettim ama her zaman gizli bir gurmeydim. ailede takma adlarımdan biri de hala lüksboğaz’dır benim. öyle her şeyi beğenip yemezdim. iyi et kriterlerim çok netti mesela. yağlı-sinirli olursa filan öldür allah ağzıma sürmezdim. sayemde annanem coşkun kasap’ı zengin ettiydi vaktinde. herhangi bir yiyecek maddesinin ucundan dahi olsa bozulduğuna dair bir şüphe varsa ailede mutlaka bana tattırılır, koklatılırdı test amaçlı. ve kısa zamanda farketmiştim ki her kadının yemeği aynı lezzette değildi. isterse 9 çocuk büyütmüş bir anne olsun, kimi insanın elinin tadı yoktu işte. ya da diyelim ki tuzluları iyiydi de tatlıları zayıftı bana göre. bunu da yazdık mı?

hah, şimdi yeniden kader anına dönelim. annanem “hadi gel, raşide teyzenin gününe gidelim” dediği zaman asla ikiletmezdim. çıkmadık candan ümit kesilmez sonuçta. boya kalemlerimi ve defterimi alır uslu uslu annaneme eşlik ederdim. raşide teyze’ye grande entrée‘mi yapar, yumcuk yumcuk bir köşede otururdum bir süre. sonra ne hikmetse susardım, “raşide teyzeciğim bana bi bardak su verir misiniz?” raşide teyze bana kurban, bu uslu çocuğa su vermeyecek teyze anasından doğdu mu be yau! işte tam o noktada o derece saygılı bir çocuğum ki mutfağa koşan raşide teyze’nin peşinden pıtı pıtı ben de giderdim. “ah evladım sen niye geldin, ben sana getirirdim” falan filan. benim derdim su mu be teyze? hemen tezgaha bakalım: kıymalı börek, geçiniz, salça atmış içine. portakallı kek, öğk. peynirli poğaça, iyi ama kurtarmaz be canım. velhasıl ben o bir bardak suyu içerken mutfakta lezzet check‘imi yapardım ayaküstü. artılar eksiler ayrı hanelere yazılınca o günde daha ne kadar duracağım da belli olurdu. zaten koca koca teyzelerle benim ne işim olsun allasen. şurda ağız tadıyla bi şeyler atıştırıcam. işte piçirik ege daha o yıllardan sonuç odaklı bir çocuktu. beni mutlu edecek bir ikram performansı sergilenmeyecekse hiç uzatmazdım. bir resim yapıp ben artık eve döneyim derdim. “aaa evladım, dur daha bak kek vericem sana!”

biliyoz verceğin keki, portakal kabukları var onun içinde. 100 yaşına gelmişin, bi kek çırpmayı öğrenememişin, oyalama beni!

altın günü stratejimi açıklıyorum” için 4 yorum

  1. kurtlu'cum bi de meşhur çene sıkıştırma hareketi vardır, çene kemiğini yerinden oynatır hani! her şeyden önce tıbben yasaklanmalı.

    yine bekleriz özlem 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir