akademik kaygı

Kategoriler eğitim şart

sosyal bilimler veya edebiyat alanında akademisyenlik hevesiniz varsa, ideal profili tutturmak için kelimelerinizle aşk yaşıyor olmanız şart. (bkz. anal-retantif) açalım: size göre ağzınızdan çıkan her bir laf altın değerinde olmalı. fikirsel birikiminizin imbiğindan damla damla süzülen bu eşsiz potansiyeli öyle kolay heba edememelisiniz. konuyla ilgili olarak sign-signifier-signified demiş mesela saussure bey. bir taş atmış. sizin de çıkaramamanız, hatta hayatı bu şeytan üçgeniyle algılayıp açıklamanız lazım.

türklere özgü olduğunu sanmıyorum, dünyada genel trend bu. akademisyensen anlaşılmaz olacaksın. mesela “ali eve gitti” gibi bir cümleyi “cemile’nin kaynının amcasının kendine ve topluma yabancılaşmış bir birey olan eniştesi, adına mesken denilen ve fakat post-yapısalcı diyalektikteki izdüşümünü tam manasıyla ifade etmekte zorlandığımız yere doğru, tarihsel bağlamda netliği sorgulanabilir olmakla birlikte belli bir ivmeyle harekete geçti.” şeklinde kurmakta bir beis görmemeniz lazım ki ciddiye alınabilecek kallavilikte tezler, sunumlar yazabilesiniz. başarılar diliyorum. ben kaçtım.

akademik kaygı” için 6 yorum

  1. noldu be :)))
    türkiyede mi böyle, dışarda da böyle mi bilmiyorum, kendinden kaçan akademisyen oluyor..
    çalıştıgım şirkete gelen bir profesor sahadaki kazanları vs. görünce "aa kazan fırın!!" diye çocuk gibi sevinmiş. bu adam mühendis yetiştiriyor, çocuklara kazandı fırındı problem çözdürüyor ama hayatında gerçeğini görmemiş….
    korkunç!!!

  2. hehe, yok bi şey. ben şimdi 4 yıldır reklam yazıyorum ya artık zikseler akademisyen olamam diye düşündüm dün ve yarım bıraktığım tez için 2 damla bile gözyaşı dökemedim. 300-400 sayfa neyi anlatıcam ben abi? hangi konu hayattan bu kadar zaman çalmayı ve onu kimsenin anlamadığı laflarla bezemeyi haklı çıkarabilir – hele de edebiyat alanında.

    1. Ege,

      bugün de unutmuş olabileceğin bir diğer sayfandan sana sesleniyorum 🙂
      blogda ilgi alanıma giren o kadar çok şey olunca buralara gelmekte hiç zorlanmıyorum. artık sosyal bilimler mi dersin, akademisyenlik mi dersin.. buradakiler böyle.

      konu şu ki, ali bir yere gitmişi cemile ve diğer yakınları/uzakları ile bezenmiş bir hale getirebilmek yeteneği yada yeteneği değilde buna gerek duyma isteği diyelim (en azından akademisyenlik için), hali hazırda bende yok. şu an gereklimi acaba diye düşünmekle birlikte trendden uzak sayılırım (tam bunu derken yazdığım bazı şeyler aklıma geldi !) vaziyeti ilerleyen yıllarda nasip olursa göreceğiz..

      diğer bir konu da şu ki; “..hangi konu hayattan bu kadar zaman çalmayı …”. bu cümle. okuyunca duraksadım. gerçekten kendimizden, hayatımızdan neler/kimler için ne kadar zamanı heba ettik? ettik mi? yada böyle olduğunu düşündüğümüz bu zamanlar o şeyin gereğiydi. yada değildi. etmediysek, her şey yerli yerindeyse ne ala..

      neredeyse 4 senedir öğrenciliğime devam ederken cümleyi ilk anda eğitim serüvenim açısından, sonrasında ve daha çok hayatın geneli açısından düşündüm. eğitim meseleleri açısından, tüm stresine rağmen bu süreci kendi adıma “iyi bir şey” olarak niteliyorum. sürecin fiilen meşgul olunanın ötesinde kafayı meşgul ettiği zamanın çokluğu ve yükü, sırf kafamda diye bir sürü şeyi yapmıyor/erteliyor olmamın sıkıntısı, bu düşüncülerle gereksiz yere cebelleşirken daha fena şekilde o şeyi de yapamıyor oluşum, sonra yine bir negatif hissiyatlar/ korkular/ endişeler döngüsü vs vs… ama bu sürec iyi şekilde (iyi planlama, disiplin, stresle mücadele vs…) yönetilirse bir açıdan gereği de. ben çok zaman bunu iyi bir şekilde yönetemediğimden “..hangi konu ….” sorunsalı da yeni bir stres vesilesi olarak kafama giriyor. neyse ki, en azından bu konu için, çeşitli çözüm önerilerim var: yap, bitsin 🙂 ayrıca tüm karamsarlığına rağmen bir çok olumlu şeyde söyleyebi/liriz/leceğim.
      ama hayatın geneline bakınca, emin değilim..

      belki, söz konusu bu cümleden hareketle bir kaç yazı yazabilirsin. yada ben, bu yorumu silelim diye sana yazabilirim :))

      son olarak “hangi konu..?” diyor ve blogun açılış cümlesine gönderme yapıyorum: “to thine own self be true” 😉

      1. mehtap’cım yine derin meselelere dalmışsın! bu yazı kendi kendimi bu işlerin bana göre olmadığına açık açık ikna etme yazım gibi bir şeydi. istediğimi istediğim gibi yazamama cenderesinde daha fazla kalamayacağımı anlamıştım. akademik dünyanın her konuda ‘kastıran’ yapısı ve dili bana göre değil. ama doktora tezi yazmış veya yazmakta olan arkadaşlarım var. yani isteyince olabildiğini de biliyorum. sen bu yazının meselesini üstüne alınırken aman dikkat edesin, kendi kişiliğinden yola çıkasın, benim yazdıklarıma fazla güvenmeyesin isterim 😉 çünkü ”hangi konu”nun değerli olduğu son derece kişisel bir şey.

  3. : )) Canin ne zaman isterse o zaman tez yazarsin Egecim. Acelesi yok (hmm, farli bi bakis). Ben senin yazdigin tezi bi gunde okurum yeter ki kimseyi takmadan kendi musluklarini ac, akit. Ya da tezi bosver, dogrudan kitap yaz.. ama yaz be guzellik, yeter ki yaz sen.. ne yazarsan yaz ama yaz..

  4. akademisyen olma kısmını atarsak aslında duygularıma tercüman olmuşsun ege bacım. basit bi cümlenin ifadesi ne kadar zor artık. illa ki dallandırıp budaklandırmak, her kelimeyi analiz etmek mi lazımdır. bi şey derken neden başka bişey kast ediyo olalım her seferinde. herkesin anlayacağı dilden konuşmayarak bilim ya da sanatla uğraşmak makbul artık. bilim bilim için midir, toplum için midir? :))

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir