6 günde şipşak kuzey italya

Kategoriler gezi-gözlem

sizlere 4-5 gündür anne dizi dibinde kaykılıverdiğim turkish riviera didim’den sesleniyorum. yıllardır çapsızlığından hiçbir şey yitirmeyen nadide bir tatil beldemiz. ama yazlık, alışkanlık, kankalık. o bakımdan senelik yoklamamı vermeye geldim ben de. günün yarısını pijamamla geçiriyor, sapiens’imi okuyor, 51 oynuyorum. elegansın vücut bulmuş haliyim adeta. duşun suyu çok az aktığından denize gitmeye de üşeniyorum. bu beyin uyuşturucu şartlar altında fransa gezimiz her an güme gidebilir, bari hala aklımdayken italya’yı yazayım dedim.

haziran ayında italya’ya gitmek normalde hür irademle yapmayacağım şey. hem italya’nın sıcağı leş olduğundan hem de zaten dünyanın en turistik ülkesi filan olduğundan. 35 derecede mıçmıç insan seline katlanmaya değecek kadar şahane bir ülke benim için namevcut. işte tam burada devreye radiohead giriyor. sedat grup gündemini daha kıştan yakın markaja almış, konser için de en olurlu destinasyon olarak milano’yu önermişti. ben de haziran’a rağmen he demiştim. sonuçta italya. sonuçta sempatik insanlar ve güzel yemekler. aldık biletleri.

bizim tatilden anladığımız road trip. hiçbir yerde fazla uzun kalmadan bolca yol yapmak, sağa sola girip çıkmak, kafamıza göre gezmek. birkaç ay sonra programa emre ve melis’in de katılımıyla 4 kişi olduk. sedat da o noktada biraz panik oldu. çünkü herkes bu şekilde gezmeyi sevmek zorunda değil tabi. yine de programı yaptı, otelleri/motelleri ayarları, arabayı ayırttı. hadi inş cnm yiee deyip cemil cümle yollara düştük.

1. gün: milano

milano’dan 13 yıl önce geçmiş ama sadece 2-3 saat kalmıştım. bu kez biraz daha hakkını vererek 4-5 saat kaldık. fransa’da pınar’ın düğününde tanıştığımız cool italyan amca stefano’nun bize çizdiği yürüyüş rotasını izledik, la scala’dan via dante’ye, duomo meydanından galleria vittorio emanuele’ye gezilip görülmesi farz olan en turistik her yerden geçtik. yemek içinse barış’ın tavsiyesine uyup a.m. pizza‘ya gittik. italya seyahatimizde yediğimiz ennnn güzel pizzaları burada yedik. zaten kapıdan girer girmez elimize birer kadeh prosecco ve bi porsiyon calzone verdiler, masaya vardığımızda hafiften doymuştuk. ama sonrasında gelen pizzalar da şahaneydi. yolunuz milano’ya düşerse yolunuzu buraya düşürün.

basitlik ve lezzette sınır tanımayan pizza
frank’i netflix’te ararken milano sokaklarında buldum

akşamüstü konserimizin vuku bulacağı monza parkına doğru yola çıktık. burası milano’nun biraz dışında kalan devasa bir park ve aynı zamanda formula 1 pisti. schumacher’lerin senna’ların direksiyon salladığı yer. kaldığımız otel de şansımıza schumacher’in küçüklüğünden itibaren gidip kaldığı otelmiş. otelin çenebaz sahibi ertesi gün bizi anılara boğdu. otele yerleştikten sonra accık uyuyup konser alanına gittik. çılgın gibi kalabalık olmasına rağmen sorunsuz bir organizasyondu. konser çok çok güzeldi. grup radiohead olunca yaş ortalaması epey yüksekti: 40-60 yaş arası uslanmış rakçılar, çoluk çombalağı kapıp gelenler, olur da konser 1 saat uzasa e ama kafam şişti deme potansiyeli yüksek dinleyicilerden oluşan bir kitleydik. çok paşa ve son derece şuurlu. zaten böyle büyük konserlere gitmem için tam da böyle bir kitle şartı arıyorum. dolby digital hoparlörün evlere girdiği bir devirde 2 canlı şarkı dinleyeceğim diye hiçbir ergenin üzerime kusmasına eyvallah edemem canlar, sorry. müzik için çarpan o kalp benimki değil.

vefekat konser çok güzeldi. kıyıda köşede kalmış ne kadar sevilen radiohead şarkısı varsa hepsini çaldılar. gençliğimizin alkollü gecelerinin, unutulmaz anılarının, sadece bizim değil dünyanın da artık epey geride kalan bir döneminin resmi geçidi gibi bir konser oldu. benim açımdan tek faul: devasa konser alanında zaten thom yorke’la gözgöze gelmeyi ummuyordum. ama bari dev ekranlarda müzisyenlerin bi gülcemalini görebileydik. olmadı, olamadı. neden derseniz kafası yanmış video artistimiz kendi zottirik görsel şovunu daha mühim bulmuş. konser boyunca microsoft ekran koruyucu gibi dönüp duran şekillerle astigmatımı tetikledi pezevenk. 23:30 gibi konser bitti, son şarkı olan karma police’i mırıldana mırıldana arabamıza yürüdük ve otelimize döndük.

2. gün: venedik

venedik’e uğrama sebebimiz bienal’e bir göz atmak ve damien hirst’ün pek konuşulan eserlerini görmekti. burayı kısa kesicem zira hem venedik şehir olarak bana inanılmaz bastı, hem de bienal damien hirst’ü ıslak odunla dövme isteği uyandırdı.

alın size venedik. ben almayayım.

venedik’le başlayalım: o nasssı dardüdük, o nasssı kalabalık, o nasssı boğucu bir yer… kollarımla iki yandan sokakları itekleyip alan açasım, oksijen bulasım geldi. menopozlu teyze gibi hissettim. rutubet ve basıklık bir yandan, insan seli diğer yandan, sıcak ve kıpırtısız hava tam tepeden, gondol gibi ruhuma oturdu resmen. hiç benlik bir şehir olmadığına karar verdim. damien hirst’e geleyim: senin eline malzeme vereni damien! bol bulmuşsun saçmışsın. gördüğünüz gibi ikinci darbeyi de damien’dan yedim. o da ayrıca boğdu beni. palazzo grassi’den sinir içinde çıktım. sinirden gülerek.

olm damyen çok çılgınsın yaa

venedik’in muhtelif kafelerinde oturup içe içe epeyce gezdik. ama başımıza gelen en güzel şey marketten 20 euro’ya aldığımız tazecik tere, prosciutto, tereyağı, parmezan ve prosecco’ydu. bir de artizanal ekmekçi bulduk, ordan da ekşi mayalı süper ekmekçikleri kaptık. akşam kaldığımız evde kendimize unutulmaz bir ziyafet çektik.

3. gün: ferrara ve modena

ertesi sabah venedik’ten hızla uzaklaşıp aracımızı kırsala, insansızlığa, sessizliğe vurduk. ilk durağımız ferrara’ydı. küçük ve tatlı bir italya köşesi. çok sıcak olmasına rağmen sokaklarda epeyce gezindik. emre’nin şansına o gün şehirde steampunk festivali varmış. meydanda kurulan panayır alanında bol bol garabet vardı, kendisi oralarda takıldı. biz de yakınlardaki tiger’da zaman öldürdük. yemek yiyip yola devam ettik. amacımız balzamik sirke ve peynir üretim tesislerini gezmekti. ama sadece balzamik kısmını başarabildik. peynir için önceden randevu filan almak lazımmış çünkü özel hijyenik kıyafetler ayarlıyorlarmış vs.

sirke tesisi bizi büyüledi. rehber teyze çok enerjik, pek tatlı bir tipti. balzamik sirkenin gelmişini geçmişini anlattı. meğer şaraptan bile meşakkatli, çok beklemeli/bekletmeli bir işmiş. 13-20-30 yıllık sirkeleri tattık. farklarını dinledik. balzamik sirke diye aldığımız şeylerin nasıl da balzamik sirke olmadığını anlamış vaziyette çıktık. tabi ki çıkmadan 30 yıllık bir şişe sirkeyi de şifa niyetine aldık.

akşama modena’daydık. master of none 2. sezondan aşina olduğumuz sokaklarda yürümek, sokak lezzetlerini tatmak, o büyük meydandaki restoranda süper yemekler yemek çok hoştu. italya’da yüzünüzü daima güldüreceği garanti bir şey varsa o da yemek. ki benim için hayati bir turizm motivasyonu. sanırım en çok bu nedenle ve sıcağa rağmen italya’yı bir kez daha sevdim.

4. gün: cinque terre

burası da adı üstünde 5 farklı tontiş kasabadan oluşuyor ama havanın 40 derece olması sebebiyle biz en büyüğünde (manarola) takılmakla yetindik. yürüdük, yemek yedik, dondurmalarımızı alıp sokaktaki banklara oturduk, geleni geçeni kesip italyan styla gıybet yaptık. ortalık yine mahşer yeri gibi kalabalıktı.

5. ve 6. gün: portofino

bu kadar seferi takıldıktan sonra son 2 günü totomuz birazcık yer görsün diye portofino’ya ayırmıştık. yoksa elbette 2 gün kalınacak bir yer değil. hem gereksiz pahalı olduğundan hem de bizim ege sahilleri o denize bin bastığından. fakat yine de portofino bizim için ilginç bir gözlem noktası oldu. adamların 2. bile değil, 3. karılarını getirdiği bir yer. hani 20 yaşında olanları =) kadın kadına tatile gelmiş inanılmaz zarif ve şık olgun teyzeler de vardı. 3. karıları saymazsak biz portofino’da yaş ortalamasını epey aşağı çektik diyebiliriz. ‘genç’ mekanı zaten değil de, orta yaş için bile gereksiz bir destinasyonmuş. ama olsun. manzaramız güzeldi, yemekler nefisti, gezip dolaştığımız sokaklar çok şıktı. aşkını portofino’da bulan yaşamış. erken emeklilik, ek kart, yat ve kat aşkın yanında default geliyor gibi gördüm ben. ara sokaklarda da tostçu filan yok. chanel var, prada var. gelecekseniz ona göre gelin!

otel seçiminde sedat turizm… daima güven.

 

botokslu teyzeleri ve kayış rengi amcalarıyla bir şiirdir portofino

italya’nın tadı hep damakta kalıyor. yine öyle oldu. dönüşte damarlarımda alyuvardan çok processo akıyordu. o kadar ucuz ve güzel ki, başlı başına bir italya sebebi. sonuç olarak çok güzel yedik ve içtik.

insanlar çok tatlı. bu da bir başka italya klasiği. o laf atmacılık, sohbet açmacılık, gevezelik. insan kendini hep tanıdık bir yerde hissediyor.

ama başka avrupa ülkelerinden ve abd’den farklı olarak şoförler can yakıyor. sedat ilk kez burada, kiraladığımız arabaya sigorta da yaptırdı. normalde yapmayız, çünkü avrupa trafiği kendi halinde bir trafik. gelin görün ki italya’da siz kendi halinizde kullansanız bile onlar manyak. park ettiğimiz arabayı 2 kere başka aracın kapısıyla çarpılmış bulduk. iyi ki sigortalamışız dedik.

bu seyahat bolca yol yapmak anlamında bizim açımızdan alışıldık bir şekilde geçti. ama sonuçta emre ve melis’in de bu tarz tavşan gibi zıplamalı gezmeyi sevmesi bonus oldu. birlikte başka nerelere gitsek diye konuşuldu. bu sıcaklarda anca kuzeye tabi. hadi başbaş.

6 günde şipşak kuzey italya” için 15 yorum

  1. Turkish riviera’ya ve senin astigmatını tetikleyen pezevenk benzetmelerine koptum! Yazarken eğlenerek yazdığın belli 🙂 ellere sağlık! İtalya’ya ağustos sıcağında giden bizi düşünebiliyor musun? Roma’da günde üç kez odaya dönüp duş alıp üst değişip geri çıkıyorduk. İyi balzamik nasıl anlaşılırmış? Neymiş nereden bulurmuşuz biraz daha açsan konuyu…Buradaki balzamiğin tadı Türkiye’den farklı ama kalitelisini almayı tercih ederim 🙂

    1. neee, hem de roma!! deniz’cim yakmışsınız kendinizi!! büyük geçmiş olsun.

      balzamik başlı başına bir yazı konusu aslında, haklısın. tesisten broşür filan da aldım ama istanbul’da kaldı. dönünce bi balzamik yazısı yazayım. bütün sorularına cevap vereyim 😉

      ay bu arada senin portakallı kek ailede meşhur oldu! annem bugün yine yaptı =))

  2. steampunk <3

    godoşluğumdan kaynaklanan bir gezi yazısı okuyamama durumum var. sıkılıyorum. fakat seninkiler zeytin ezmeli tam buğday ekmeği üzeri mozerella ve domates parçacıkları gibi enfes gidiyor. çay da koydum.

    sanırım italya kısmet olursa senden kopya çekicem hadi işalağ. fakat iyi güldüm.

    1. o nasıl benzetme bacım, okurken acıktım! bi çay da bana koy, ışınlanıp geliyorum =)

      italya konusunda her türlü bilgi veririm, mutlaka haberleşelim. roma, como ve bologna da görülmüşler listemde. ama üzerinden zaman geçti tabi. oralarda genel tavsiyelerden gideriz.

  3. Ege strikes back!
    Beni sirke tankina atsinlar sonra koyumun yagmurlarinda yikasinlar.
    Negzel bir tirip olmus!
    Hakikaten bu sicakta o kalabaliga girmeni de ayrica takdir ediyorum, brlgrninimzaladim, hazir.
    <3
    Meheheh

    1. j başkan, radiohead uğruna hacı olduk yaa, sorma. yoksa go north. neyse, oldu da bitti maşallah. araya bi didim aldım, sırada amarıga.

      sana en zaman gelicem ben yaa?

  4. Yazıya bayıldım o ayrı ama alakasız bir yere alakasız not; sade yaşamak blogundaki ege ve sade kitabının yazarı ege sen misin acaba japon kedi?! Ben bu iki blogu da severek takip ederken bunu nasıl yeni fark ederim inanamıyorum 😂. Şu an baya şaşkınim Haha. Son yazımda sade yaşamak blogundan bahsettim bu arada başka bir yazımda da japon kedi sayfasını ne kadar sevdiğimi söylemiştim. Demek ki ne yazsaniz okuyacağım efenim. Çok sevgiler. 😊

  5. Bacım iyi gezmişsiniz. Ben Roma’da iki hafta kalmak zorunda kalmıştım bana aşırı basmıştı. Param kısıtlı olduğu için çok yakın yerlerine gitmiştim. Venedik aklımda kalmıştı. Ama şimdi sen diyorsun ki Venedik bana bastı. Bana da basma ihtimali yüksek. Cinque Terre basmaz gibi geldi gerçi. Fransız’ın Düğününü de yaz çok zaman geçmeden

    1. bacım beni baz alma, mevsim yaz olunca bana her yer basabiliyor! fransız düğünü konusunda haklısın. eşref saatimi bekliyorum. yazmak şart valla, avrupa’da düğün yapmak konusunu ele alan bir yazı olacak ve bizden ne kadar farklı olduğunu gözler önüne serecek. bkz. yatıp kalkıp dua ettirecek =p

  6. Egecim canim benim, bak buldum yine seni: ben Asli! Didimden Asli :-)Didimi okuyunca, bir baska oldum! Eski yazlar aklima geldi.. Hep aklimda- orada bir yazlik kiralayip 2 hafta gecirmek.. Seneye haberleselim; senin annenlerde kaldigin zamani denk getirip beraber gecirelim o capsiz Didimde zamanimizi..
    Ayrica yazilarinin “hastasiyim” diyebilirim! Her gün bilgisayarin basinde- bugün Ege ne yazdi acaba ?- diye bekliyorum..

    1. aslııııı!!!! yorumda adını görünce o kadar sevindim ki… ya ben senin son mailini kaybettim veya silindi veya ne olduysa artık. boş da olsa yeniden bir mail atarsan cevap olup yağacağım!

      didim aynen bıraktığın miskinlikte =) istediğin ev olsun, o dakka bulunur. mutlaka denk getirelim, süper olur hakkaten!

      1. Tabii ki de yazarim!!! Kölnün 37 derece olmasina ragmen sakir sakir yagan pis yagmuruna tutuldum, tramvayda saclarimi kurutmaya calisiyorum.. aksama sakin bir zamanda – türkce klavyeyi de bulunca – yazarim!! Öpüldün

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir