normalde eylül ayında hazırladığım kapsülün ancak 9 kasım’da çekebildiğim fotolarını yüklemek ve yazıyı yazmak için vakit bulmak bile 17 kasım’a sarkabildiğine göre varın halimi siz düşünün kapsül dostları. ya da ben size 4 kelime ile özetleyeyim: analiz eğitimi beni bitirdi. boyum kadar okuma listem var – allahtan boyum 1.59 =p ama bu eğitimin yükünü ve etkilerini bir başka yazıya konu edeyim ve sizi bir an önce soğuk havalar kapsülümle tanıştırayım. bu kapsülün oluşum sürecindeki yegane motivasyon ‘daha az parçayla yapabilir miyim?’ sorusu oldu. zira bütün…“kapsül gardırop: sonbahar-kış 2018-19” yazısını okumaya devam et

sevgili blog dostları, biliyorum epeydir sesim çıkmıyor. ama sorun bi neden!? öncelikle yeni müşteriler aldım, o esnada şehir dışından misafir(ler) ağırladım, üni’deki dersin programını hocayla yeni baştan kurguladım, bütün bunlar olup biterken de 2 yıl sürecek olan varoluşçu analiz eğitimine başladım. gelsin ayda 15+ makale ve en az 2 adet tuğla gibi referans kitap okumaları. yine kendi kendimi yaktığım bir döneme giriyorum vesselam. bugün burcumun dolunayı. ki ben de fena halde dolmuşum zaten. doldurmuşum kendimi. okuldan eve geldim, bolonez soslu makarnamı yedim, mis gibi duşumu…“bir dolunay yazısı” yazısını okumaya devam et

sevgili blog dostları, eylül ayı boyunca her gün atıp tutmayı başardım (sayılır). siz de beni buralarda yalnız bırakmadınız. çok teşekkür ederim! insanlık için küçük, benim için büyük bir adım olan bu maceraya eşlik eden joe ve kahve‘ye de buradan sevgilerimi yolluyorum. güldürdüler, düşündürdüler ve bolca zihnimi açtılar. her gün yazmak, şahsi peygamberlerimden seth godin’in doğal blog yazma rutinidir ve bana da hep denenesi gelmiştir. tabi adam seth godin. her gün yazıp yine de dişe dokunur içerik üretebiliyor. ben üretemiyor muyum? ben de kendimce üretiyorum. ama…“eylül’ün ve her güne bir yazı’nın sonu” yazısını okumaya devam et

en sevdiğim yiyecekler listesinde, hatta sebzelerin liste başında domates var. gerçi kendisine meyve diyolla ama kusura bakmasınlar. karpuz ve basket topu ne kadar akrabaysa, domates ve armut da o kadar akraba bana göre. ege dönüşü mutfağımda kilo kilo domates ve devasa bir balkabağıyla başbaşa kaldım. (ki balkabağının ne olduğu konusu da tartışılabilir. ve ben onu da çok severim.) bütün bir çarşamba gününü kış hazırlıklarına adadım. önce domatesler rondodan geçirildi ve buzdolabı poşetlerine paylaştırılarak dipfrize atıldı. o arada balkabağı dilimleri tepsilere dizilip fırına verildi. evi nefis kokular…“domates (ve balkabağı)” yazısını okumaya devam et

melankoliye meyilli karikatürseverler için: mini melankolikler yazmaya meraklı olanlar için: john mcphee o sırada dünyanın bambaşka yerlerinde: nükleer bomba testleri siz bu satırları okurken ben beyut’ta olacağım sevgili blog dostları. dönüş 1 ekim. o zamana kadar, gitmeden önce derleyip topladığım içeriklerle idare edicez.    

bu yıl derslerden daha çok bahsedeceğimi yazmıştım. hemen başlıyorum. zira bu seneki ilk dersimde öğrenciler yine en çalışmadığım yerden hata verdirdi bana. şöyle oldu: sandalyeleri çember şeklinde dizip oturmuşuz. kişi sayısı eksi 1 sandalyemiz var. aslında hepinizin bildiği sandalye kapmaca oyunu gibi, ama müziksiz. bir soru/tanım veriyoruz, o tanıma uyanlar hemen kalkıp yer değiştirmek, yani başka bir sandalye kapmak zorunda. sorular da sınıfın birbirini tanımasına yönelik olduğundan son derece basit ve geyik: tek çocuk olanlar, dans etmeyi sevenler, aşk acısı çekenler, bu bölümde okumaktan memnun…“uzaya gitmek istemeyenler” yazısını okumaya devam et

postmodern tiyatroyla ilişkimi şu ve şu yazıda bir miktar dile getirmiştim. ilişkinin türü: gözlerini yukarı dikmiş emoji. ama içimde bir yerlerde hala pıt pıt sanat için atan bir salak yürecik de var. herhalde onun etkisiyle, geçenlerde bu seneki tiyatro festivalinin kitapçığını uzun uzun inceledim. bir umut ışığı, bir tanıdıklık aradım ıssız sayfalarda. ama ne buldum dersiniz? bolca taşak geçme malzemesi. sanattan bahsettiğim bir yazıda böyle terbiyesiz kelimeler seçtiğim için özür bile dileyemiyorum cidden. zira bu metinleri yazan insanlar hepimizle tam da taşak geçiyor bence. başka…“geldi gönlümün festivali” yazısını okumaya devam et

dün akşam salı’nın yazısını yazamadan sızdım. neyse ki wordpress’te takvimle oynama seçeneği mevcut. çarşamba sabahından merhaba! istanbul’da yaşayanlar farkındadır, havalar bir anda soğudu. ben tabi halaylar. ama böyle giderse beyrut dönüşü soğuk havalar kapsülünü devreye almak gerekecek. zaten ekim gelmiş olacak. geçenlerde yeni yıla kadar alışveriş yapmayacağımı bildiren bir yazı yazmıştım. katılanların da desteğiyle geri sayım başladı. hurçta ne bulacağımı biliyorum ama bakalım süreç nasıl olacak. hazır konu açılmışken yaz kapsülümü de değerlendireyim: bolca beyaz tişört depolamak çok iyi bir fikirmiş. yaz hep onlarla geçti….“kapsüle doğru” yazısını okumaya devam et

kendileri kasım’da istanbul’a da geliyor ve henüz bilet almadım ama ben de mutlaka gidiyorum. hayatın kendisi gibi bir dans gösterisi. üstelik fizik kanunlarını da en estetik şekilde işe dahil ediyor. 1 kutu emedur ve 1 şişe suyla sonuna kadar izlenebilir bence. tadımlık bi parça bırakıyorum buraya hemen. insan bedeni ne kadar büyüleyici bir şey. ve sanırım bana göre hareket bedenlerimize en çok yakışan şey. dua değil, durmak değil, meditasyon değil. dans ve hareket.

japon taşçıyan’la sinema kuşağı devam ediyor. bugün, benim gibi eski nokia sevdalılarının acayip nostaljik bir tat bulacağı, hem romantik hem hüzünlü, harika bir kısa film seçtim sizlere. özellikle de sinemaya meraklı olan, ve hatta kendi filmini çekme hayalleri kuran, ve fakat teknik yetersizliklerden yakınanlara. eğer sağlam bir bakış açınız ve samimi bir konunuz varsa o elinizdeki akıllı telefonla inanılmaz şeyler yapabilirsiniz.  

pazartesi akşamına kadar seferiyim sevgili okurlar. bu sebeple uzun içeriklere vaktim olmayacak. bugünlük son dönemde izleyip en sevdiğim mini filmi bırakıyorum buracığa. her sahnesiyle ayrı ayrı gönül bağı kurdum, her delirme anıyla pis pis gülüp kafa salladım. hayat o son noktaya getirirse hepsini yapabilirim valla diye düşündüm. bakalım siz ne düşüneceksiniz =)

he who comes home with the most money doesn’t win. he who comes with the most experiences wins. – steve smith böyle yazarak parada gözüm yok demiş gibi olmayayım! para kazanmanın, hele de çok para kazanmanın kendisi başlı başına bir deneyimler silsilesi olsa gerek. bir yandan da deneyim kelimesi o kadar sık ve yerli yersiz kullanılır oldu ki, hafiften bi gıcıklık başladı bende kendisine karşı. artık her ürün bir deneyim biliyorsunuz: koşu ayakkabısı değil, koşu deneyimi alıyoruz. play station değil, oyun deneyimi. kangal sucuk bile…“deneyimler deneyimlerimiz” yazısını okumaya devam et

dün akşamı dışarlarda yemeseydim, aslında dünkü yazıyı aşağıdaki şekilde sürdürecektim. ama eve geç geliş, yorgun geliş, kafa dolu geliş derken arkası bugüne kaldı. wayne dyer -ki kendisi en tanınmış spiritüel amcalardan biriydi- aydınlanmaya giden 3 farklı yol olduğundan bahsediyor. belki ve muhtemelen kitaplarında da bahsetmiştir. ben kitaplarını okumadım. james altucher’la 1-2 yıl önce yaptığı podcast’ten aklıma kazınanlarla yazıyorum. bu arada dyer o röp’te aydınlanmak tabirini kullanıyor ama bunu çok iddialı, boş veya sevimsiz bulanlar, hayatla barışmak veya bilgeleşmek tabirlerini de kullanabilir. 1- acı çekmek: yani…“aydınlanmaya giden yollar” yazısını okumaya devam et

the #1 regret of the dying people is ”I wish I had the courage to live the life I wanted rather than doing what others wanted of me.” – wayne dyer yarın öleceğinizi bilseniz siz neyi yapmadığınız / yaşamadığınız için pişman olurdunuz?

bugün üni’deki derslerim başladı. aslında güz döneminde sadece tek ders (girişimcilik) ve o da haftada sadece 2 saat ama bende bi mutluluk bi heyecan. gerçi daha ilk hafta olduğundan toplam 5 öğrenci vardı. onların da 4 tanesi geçen yıl verdiğim iletişim dersini almıştı. tanıdıktı yani. 1 saat kadar hoşbeş edip olaysız dağıldık. haftaya gelsin projeler, shark tank simülasyonları, doğaçlamalar… tabi bugün bu 1 saatlik muallimelik için gidiş-dönüş toplam 3 saat zaman harcadım. istanbul’un öbür ucuna gidip geldim. yol boyu da kafamda bi dolu düşünce gezdirdim….“back to school” yazısını okumaya devam et