bugünkü yazımızda, blog’unu pek severek, anırarak ve koparak okuduğum başakito‘nun kapsül gardırop sorularına adım adım cevap vereceğim. zira kendisi hepimizin aklına takılabilecek çok pratik birtakım sorunlara parmak atmış. sanırım benim de bugüne dek pek detaylıca değinmediğim konular. başak diyor ki: ”Şimdi konsepti anladım. Toplam 35-40 parça olmak üzere en kullanışlı, randımanlı, kombinlemelik giysileri ayırıyoruz, okey! Teknik sorularım şunlar: 1- dolabı içinde sadece bu kapsül itemler kalacak şekilde konpile boşaltıyor muyuz?” ilk soruya cevap vermeden önce uzun ve fotolu bir açıklamayla başlayacağım: bendeniz estetik kaygılara sahip…“muhtelif kapsül gardırop sorularına cevaplar” yazısını okumaya devam et

kapsül gardırop

first things first diyelim ve kapsül gardırobumuzla 12 ayın sultanı ekim’i karşılayalım. bence ayların ennn güzeli ekim. tam olarak hastalık havası şeklinde tarif edebileceğimiz oynak sıcaklıklara rağmen hem de. çünkü renkleri güzel. ben de bu kez ekim’den aldığım subliminal etkileri gardırobuma yansıtmaya çalıştım. aslında kapsül kafamda oluşmaya daha geçen kıştan başlamıştı. kış sonu indirimlerinden çok şahane 2-3 parça kapattım ve 6 aya kavuşmak hayaliyle naftaline kaldırdım. işte sonunda o beklenen an geldi. bu sonbahar-kış nasıl geçecek: çoğunlukla evden çalışarak, şehir içi ve dışındaki stk projelerimi…“kapsül gardırop: sonbahar-kış 2017-18” yazısını okumaya devam et

eylül geldi, uykular serinledi, bayramlar, tatiller ve merkür retrosu bitti. yani aslında oturup daha sık yazmak için ideal şartlar mevcut. ama yazamıyorum, kafam meşgul ve üstelik haftaya seferiyim. abd kanyonlarında 10 gün boyunca fink atıyor olacağım. öncesindeki kaçınılmaz hazırlıklar ve acil iş teslimleri, sonrasında ise hayatımı piç eden jetlag kafası derken eylül’e şimdiden kayıp ay gözüyle bakıyorum sanırım. ekim gelince hayata dönüş operasyonuma kaldığım yerden devam edeceğim inş. tatilde sedat’la bomboş istanbul’da uzun yürüyüşlere çıktık ve bi dolu şey izledik. gelsin son derece protest ve…“protest bir netflix seçkisi” yazısını okumaya devam et

podcast, son 2-3 yıldır hayatımda epey yer kaplayan, besleyici bir konu. kahvaltı veya yemek hazırlarken, ev işleriyle uğraşırken, trafikte zaman öldürürken, yürürken, koşarken veya köpek gezdirirken, kısacası kitap okuyamadığım durumlarda en değerli zihin vitaminim podcast’ler. geçenlerde bir arkadaşımla sesli kitap dinlemek hakkında konuşuyorduk. kendisi sıkı bir dinleyici olduğundan bahsedince ilk kez durup bu konuda düşündüm. ve bunca zamandır podcast dinlediğim halde sesli kitaba bir türlü gönül verememiş olmamın sebebini buldum: muhabbet 2 kişi arasında emprovize bir şekilde gelişmeyince kopuyorum. dikkatimi canlı tutmak için soru-cevap formatına…“podcast raporu” yazısını okumaya devam et

aslında yazmaya başlayıp yarıda bıraktığım bir podcast yazısı var. fakat az önce gül’ün blog’unda okuduğum bir yazıdan bambaşka bir konuya ışınlandım: biriyle buluşmak üzere plan yapmak fark ettim ki, benim yaş grubum ve benden daha büyük olanlarla program yapmak (amaç iş veya arkadaşlık olsun) tek seferlik bir konuşma/yazışma gerektirirken, daha gençlerle plan yapmak neredeyse yapılan plana gitmeye 10 dakka kalasıya kadar konfirmasyona açık gelişiyor. misal, müge (doğum: 1981) ile kahvaltı planı yaptık diyelim. çarşamba buluşmak üzere pazar günü haberleştik. saatimiz zaten bellidir de bazen bir…“buluşma konuşmalarına dair” yazısını okumaya devam et

gavurun morning routine dediği bu mesele son dönemde sık sık karşıma çıkar oldu. konuyla ilgili birçok farklı girişimde bulundum ve kendi kişisel tarihim boyunca birçok farklı aşamadan geçtim. buyrunuz daha yakından bakalım: ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımda sabah rutinim muhtemelen bütün yaşıtlarımla aynıydı. saat çalar, japon kalkar, yatağını topla, çiş, yüzünü yıka, saçını tara, formanı giy, kahvaltını et, yallah okula. yıllarca 6:30’da kalktım da bir kez olsun isyan etmedim. işin ucunda okul olunca hiçbir varoluşsal sorgulama yaşamamış olmam çok ilginç. evvelden beri ilime irfana aç…“sabah rutini” yazısını okumaya devam et

pazar gününü sabahtan akşama bir tango workshop’unda geçirdim ve hocanın dansa yaklaşımı beni büyüledi. aranızda tango, salsa filan gibi sosyal danslarla ilgilenenler varsa, şimdi yazacağım şeyleri sanırım daha iyi anlayacaklardır: türk erkekleri dansı kıvırdıkça genellikle acayip bir özgüvenle doluyor ve (arjantin tangosu açısından bakarsak) kadına sürekli akrobatik hareketler yaptırmayı misyon ediniyor. hep bir şovlar, kadını atıp tutmalar, topuğu enseye göndermeler, müziğin 1 saniyesini hareketsiz geçirmeye tahammül edememeler… çoğunlukla sanki kollarındaki kadınla değil, hayallerindeki izleyiciye dans eder gibiler. bu arada sizi de yağlı güreşe tutuşmuşsunuz gibi ordan…“karanlıkta dans” yazısını okumaya devam et

”if you think you’re enlightened, go spend a week with your parents” demiş ram dass. aydınlanmak gibi bir hedefim olmamakla birlikte, ana-baba yanında geçirdiğim her tatilde aklıma gelen bir söz. yazlıktan yine bu ayarda konu başlıklarıyla döndüm. konuyu açtığım insanlardan da hep benzer hikayeler dinledim. aslında ben daha gidip-dönmeden dicle ile şöyle bir konuşma geçmişti aramızda: ben: 8-16 temmuz arası yazlıktayım, sen istediğin vakit kop gel. dicle: oha, 8 gün nasıl dayanıcan annenlere?! çok uzunmuş. ben: … (cevap veremedi) elbette annemler canavar kişilikler veya tahammül…“bir kişisel gelişim testi: ana-babayla tatil” yazısını okumaya devam et

sizlere 4-5 gündür anne dizi dibinde kaykılıverdiğim turkish riviera didim’den sesleniyorum. yıllardır çapsızlığından hiçbir şey yitirmeyen nadide bir tatil beldemiz. ama yazlık, alışkanlık, kankalık. o bakımdan senelik yoklamamı vermeye geldim ben de. günün yarısını pijamamla geçiriyor, sapiens’imi okuyor, 51 oynuyorum. elegansın vücut bulmuş haliyim adeta. duşun suyu çok az aktığından denize gitmeye de üşeniyorum. bu beyin uyuşturucu şartlar altında fransa gezimiz her an güme gidebilir, bari hala aklımdayken italya’yı yazayım dedim. haziran ayında italya’ya gitmek normalde hür irademle yapmayacağım şey. hem italya’nın sıcağı leş olduğundan hem…“6 günde şipşak kuzey italya” yazısını okumaya devam et

vatsap’ta uzun uzun yazışmak içime afakanlar üflüyor. konuşarak 30 saniyede nihayete eriştirilebilecek konular için vatsap başında geçen zamanıma çok üzülüyorum. bu anlamda en verimli şekilde haberleştiğim dostlarımdan biri olan gurbetteki bacım merop‘la birbirimize ses kaydı yolluyoruz. vaktimiz olduğu vakit kaydediyor, karşı taraftan geleni de yine vaktimiz olunca dinliyoruz. anında cevap yapıştırma mecburiyeti asla yok. zaten konularımız da genel: iş, koca, çocuk, eş-dost ve arkadaş gıybeti, ingilizler ve duygusal özürlülükleri, takıldığımız ufak-tefek meseleler, seyahat planları, varoluşsal sıkıntılar… bu yazı da işte bu ses kayıtlarımızdan ilhamla. başka…“yalnızlık” yazısını okumaya devam et

* kul / seray şahiner bu kızın hastasıyım. taa ilk kitaplarından (gelin başı ve hanımların dikkatine) dikkatimi çekmişti. 84 doğumlu genç bir yazar. gerçi artık 16 yaşındaki bebeler bile roman bastırıyor ama o bebenin ergenlik hezeyanlarıyla gerçek edebiyat arasındaki fark işte bu tip yazarlar sağolsun ortaya çıkıyor. daha önce okuduğum kitapları hep kısa kısa öykülerden ve genellikle de kadın hikayelerinden oluşuyordu. bu kitap biraz daha uzunca bir öykü veya kısa bir roman tadında. ”dünyanın geri kalanı mercan’a, dönüp kocasına anlatmak için lazımdı.” bu cümleyle vurdun…“haziran kitapları ve 1 dizi” yazısını okumaya devam et

sevgili fitellalar, 2 kere 12’şer haftadan tam 24 haftalık bbg 1 maceramızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. şaka maka birlikte 6 ayı devirdik. ki aslında bbg’nin şakaya gelir yanı yok. son derece kanırtıcı bir program. haftalık raporlarda size yeterince ağladığımı düşünüyorum. ama acısıyla, teriyle, küfürüyle 24 haftayı tamamladık. sen sus fotolar konuşsun dediğinizi duyar gibiyim. o zaman buyrunuz: sonuç olarak genel bir daralma, sıkılaşma, özellikle kollarda ve omuzlarda kaslanma gözlemliyorum. (bi de foto çekilirken mütemadiyen yamuk durduğumu farkediyorum, yazıklar olsun!) yani üst bedendeki sonuçları daha net görebiliyorum/hissediyorum…“bbg – 24. hafta – son rapor ve kader anı” yazısını okumaya devam et

uzun bir aradan sonra merhaba. touchpad sorununu şimdilik bir mouse’la çözdüm sayılır. o zaman gelsin yazılar. italya seyahati sebebiyle geçtiğimiz haftanın workout’larını gitmeden önceki 4 güne serpiştirmiştim. yani perşembe günü yola çıktığımızda spordan yana hiçbir alacağım vereceğim yoktu. italya’da 6 gün dolu dolu yiyerek ve içerek geçti. her öğlen/akşam makarna veya pizza ve elbette bol bol prosecco. gamsızlık, goygoy, alkol ve hamurun mükemmel birlikteliğinin yarattığı müthiş bir kafayla döndüm tatilden. ama o da ne? istanbul’da benim için haram aylar başlamış. bkz. leş gibi nem ve…“bbg – 23. hafta raporu” yazısını okumaya devam et

hayır merkür de retro değil ama nedense hayatımda teknik arızalar sıraya girmiş vaziyette. laptop’un touch pad’i iyice betona bağladı derken şimdi de japonkedi’nin öne çıkarılmış yazı ve görsel banner’ındaki kimi görsellerde yamulma var. ortam kütüphanesinde paşa paşa duruyor görünüyorlar ama sitede görünmüyorlar. wp forumlarında geze geze derbeder oldum, çözemedim. yarın bir de merope bacım bakacak, kısssmet. aranızda bu işlerden anlayan varsa yorum ve önerilerinize açığım canlar. bugünlerde tembelliğin dibine vurmuş vaziyetteyim. ama italya dönüşü yazmak üzere bir sürü fikrim var. kapsülseverler için de bir sürprizim…“teknik arızalar” yazısını okumaya devam et

bbg 1’de 2. turu dönüyor olmama rağmen son 2-3 hafta performansımda hiçbir gelişme tespit edemiyorum. yok spider push-up’lar, yok bench jump’lar… ben yine kolaycı formatlarda takıldım. ama buna rağmen eşşek gibi terledim. hani ölmedim de, bayıldım diyelim. fark bu kadar. aslında yapmadığım her hareketi ille de beceremediğimden veya gücüm yetmediğinden yapmıyor değilim. ev ortamındaysanız bbg’de şöyle bir sıkıntı söz konusu: kayla’nın kullandığı bazı ekipmanların muadili ev ortamında tedarik edilemiyor. yani dambıl yerine 1,5 litrelik pet şişeye kum doldurarak kullanabilirsiniz, işiniz mükemmelen görülür. ama 2 adet bench’i neyle…“bbg – 22. hafta raporu” yazısını okumaya devam et